
Önüm, arkam, sağım, solum sobe, saklanmayan ebe!”
Bitlis’in Tatvan ilçesinde bir yaz akşamüzeri. Dayılarımın yazıhanesine gitmediğim günlerden birinde, sokakta mahalledeki çocuklarla saklambaç oynuyoruz. Ebeyim.
50’ye kadar saydıktan sonra gözlerimi açıyorum. Hava giderek kararıyor. Tatvan’da karanlıktan korkan ben, karanlıktan korkmayan çocukları bulacak, sobeleyecek ve ebelik görevimi başarıyla yerine getireceğim.
Sağa, sola, öne, arkaya, direklerin ardına, kavak ağaçlı bahçeye bakma girişimlerimden eli boş dönüyorum. Sokak çok sessiz, arkadaşlarım sessiz. “Herkes nerede?”
Hava kararıyor. Sanırım bir yüzyıldır ebeyim. Akşamüzeri yerini akşama bırakıyor. Kimseyi bulamıyorum. Arkadaşlarımın bana kıkır kıkır güldüklerini duyuyorum. Duyuyorum ama saklandıkları bahçelere gidemiyorum.
Tam “çıkın, kurtsunuz!” diye bağıracakken mavi sirenleriyle üç askeri araç sokağa giriyor büyük bir gürültüyle. Tüm arkadaşlarım saklandıkları yerden çıkarak evlerine kaçıyor. Tabii ben de... Bu akşamlık oyun bitti.