• https://www.facebook.com/btv5334404579
  • https://twitter.com/BaranTursunVakf
BARAN TURSUN VAKFINA ÜYELİK
BARAN TURSUN VAKFI
Site Haritası
Polis dosyası

122-Merve Erçetin Erzurum



Erzurum Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memuru Ekrem Özdemir yolda kız arkadaşı Merve Erçetin'i Mustafa Gökçe'yle yürürken gördü. Bunun üzerine yanlarına giderek Erçetin'e diz çöktürerek tabancasıyla ensesine ateş ederek genç kızı öldürdü.

121-Hasan Latif Kaplan-İstanbul


121-Hasan Latif Kaplan:20.09.2012 günü İstanbul Bağcılar'da eşine şiddeten gözaltına alınan 35 yaşındaki Hasan Latif Kaplan, götürüldüğü Bağcılar Asayiş böro amirliğinde, avukat görşme odasında asılı bulunudu. Baba Mustafa Kaplan:"Oğlum intihar etmedi, karakolun içinde öldürüldü" dedi 

Sabire Yaman / İstanbul

Erol Postacı /İstanbul

Baran Tursun / İzmir
İ.Halil Çoban / Ş.Urfa

Murat Konuş / İstanbul

Mehmet Uytum / Cizre

Şerzan Kurt / Muğla

Ceylan Önkol / Lice

Serkan Cedik / Bursa

Adnan Karakaş / Adana

Ahmet Sargın / Sakarya

Yahya Mnekşe / Şırnak

Özge Keyikçi / Kütahya

Uğur Kaymaz / K.Tepe

Aydın Erdem / D.Bakır

Enes Ata / D.Bakır

Çağdaş Gemik / Antalya

BARAN TURSUN DOSYASI

MAKALELER



 


  

 

 

 

115.Özgür Taşar-Yüksekova


Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde düzenlenen cenaze törenine polisin müdahale ettiği esnada kurşunla yaşamını yitirdi. Görgü tanıkları ve Taşar’ın ailesi, Özgür Taşar polis tarafından öldürüldüğünü iddia ettiler,   04.06.2012

113-Çayan Birben Yalova


Yalova'da 28.05.2012 tarihinde  bir kavgayı ayırırken polisin sıktığı biber gazından sonra baygınlık geçirdikten sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kayb etti

112 Er Selman Pınar-Batman


Er Selman Pınar 29.04.2012 günü Batman'da polis tarafından gözaltına alındıktan sonra ölü bulundu

111-Hacı Zengin İstanbul


Polis cinayeti no: 111, kurban: Hacı Zengin, Yer:İstanbul ///// İstanbul’da, polisin attığı biber gazı kapsüllerinin kafasına isabet etmesi sonucu kaldırıldığı Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

110-Kamile Özbek- Adana


Adana'da, 14 Eylül 2011'de Kamile Özbek'in, evinden ayrıldıktan sonra bir daha dönmediğini ve kendisinden haber alamadıklarını söyleyen kızı, polise başvurdu.

Yapılan araştırmada Kamile Özbek’i öldürenin Fatih Yurdakonar adında görevli polis memuru olduğu ortaya çıktı. Kadının evinin tapusunu üstüne geçiren, bankadaki paralarını da alan 19 yıllık polis Fatih Yurdakonar tutuklandı

109 Ayşe Al D.Bakır


15 Şubat günü merkez Bağlar İlçesi E Tipi Cezaevi üst köşesinde polis panzerinden sıkılan tazyikli su ile yere düşüp başını kaldırıma çarpan ve beyin kanaması geçiren 75 yaşındaki Ayşe Al, yaşamını yitirdi. 15 Şubat'tan bu yana Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tedavi gören Al'ın sabah saatlerinde yaşamını yitirdiği öğrenildi.

108.Mahir Zorbey Aydın


Mahir Zorbey, 04.03.2012 günü, Aydın'da polis tarafından öldürüldü. Cinayete tepki gösteren Zorbey'in dedesi İbrahim Demirkaya, "Torunum, bilerek kasıtlı olarak vurulmuştur. Eğer polis düştüğünde tabanca ateşlenmişse, kurşun yere yakın seyrederdi. Nasıl olur da, kurşun 1 metre 75 santimetre sekip başına isabet eder. Hukuki mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.    Devamı oku..

107-Perihan Aktaş Manisa


Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde oturan 53 yaşındaki Perihan Aktaş, evinin önünde polis tarafından öldürüldü. Aktaşı öldüren polis teslim oldu 

105-Ali Sapan ANKARA

ANKARA / 10.11.2011: Altındağ’da görevli polis memuru Veli Akpan, önce evinde eşi Yasemin Akman'ı ve kayınvalidesi Hacer Ağlayan'ı, daha sonra görev yaptığı birimdeki amiri Ali Sapan'ı tabancayla vurdu. Polis memurunun eşi ve amiri hayatını kaybederken, kayınvalidesi yaralı olarak hastaneye kaldırıldı

104-Yasemin Akpan ANK.

ANKARA / 10.11.2011: Altındağ’da görevli polis memuru Veli Akpan, önce evinde eşi Yasemin Akpan'ı ve kayınvalidesi Hacer Ağlayan'ı, daha sonra görev yaptığı birimdeki amiri Ali Sapan'ı tabancayla vurdu. Polis memurunun eşi ve amiri hayatını kaybederken, kayınvalidesi yaralı olarak hastaneye kaldırıldı

103-Yeşim Çelik -İstanbul


Yeşim Çelik: Polisin 103. Kurbanı. KÜTAHYA Dumlupınar Üniversitesi öğrencisi Yeşim Çelik (23) 20 Şubat 2011’de yeni tanıştığı İstanbul Bağcılar’da görevli polis Salih Kaya tarafından vurularak öldürüldü. Polise göre Yeşim intihar etmişti, ama yapılan incelemede polis tarafından öldürüldüğü kesinleşti

90-Çağdaş Gemik Dosyası


17 yaşında ki Çağdaş Gemik, Antalya’da bir arkadaşıyla bisikletiyle gezerlerken, gündüz vakti polisin dur ihtrına uymaığı gerekçesiyle açılan ateş sonucu hayatını kaybetti. 
86-Şerzan Kurt Dosyası


Şerzan Kurt: Muğla’da bir polis tarafından öldürülen Şerzan Kurt’un davası, Muğla’dan Eskişehir’e alındı. Uluslararası Baran Tursun vakfı, Şerzan Kurt davasını ‘Hedef dava’ seçti  . Video izle…
94-Tuba Korkmaz / Tunceli


TUBA KORKMAZ TUNCELİ’de polis memuru nişanlısının tabancasıyla intihar ettiği söylenen üniversite öğrencisi 21 yaşındaki Tuğba Korkmaz’ın yapılan otopsisinde intihar etmediği ve cinayete kurban gittiği yönünde deliller elde edildi.  

 

92-Volkan Polat / İstanbul


VOLKAN POLAT: 6 Nisan 2006 günü Polat, arabası ile gitmekteyken, Sivil araçla Polat’ı kovalayan polisler arkadan ateş ederek aracın lastiklerini patlatmış, ardından yanına geldikleri Polat’ı göğsünden vurarak öldürmüşlerdi.
95-H.İbrahim Oruç D.bakır


Halil İbrahim Oruç: polisin silahından çıkan kurşunla ölen; silahın polis, failinin ise belirlenemeyen  polisin sorumlu olduğu 95. Ölüm olayıdır.  Halil İbrahim Oruç, polisin silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti. 
98.Metin Lokumcu / Hopa


Metin Lokumcu: Bu olay PVSK’dan sonra ki polisin sorumlu olduğu 98. Ölüm alayıdır. Metin Lokumcu polislerin vurduğu sert darbeler sonucu hayatını kaybettiği söylendi. Devamı oku..

97-Enver Turan / Hakkari


Enver Turan:15 yaşında ki Enver Turan kolluğun orantısız güç kullanması sonucu hayatını kaybetti.  23 Şubat 2010'da Hakkâri’de çıkan olaylarda, bir uzman çavuşun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Enver Turan’ın (15)  davası Hakkari’den Yozgat’a alındı.  
100.M.Şirin Çiftçi D.Bakır


 M.Şirin Çiftçi: 2007 yılı PVSK’dan sonra failin polis olduğu 100. Ölüm olayı; Diyarbakır'ın merkez Sur İlçesi Cemal Yılmaz Mahallesi'nde, polisler, Mehmet Şirin Çiftçi (20) adlı yurttaşı kapısının önünde ateş ederek öldürdü. Dosya oku..

 

99.Doğan Teyboğa Silopi


Doğan Teyboğa: 2007  yılında yürürlüğe giren PVSK’dan sonra polisin sorumlu olduğu 99. Ölüm olayı; Şırnak’ın Silopi İlçesi'ndeki gösteriye müdahale eden polisin kullandığı gaz bombası Doğan Teyboğa'nın ölümüne neden oldu. Devamı oku..

 

96-Kazım Şeker D.Bakır


KAZIM ŞEKER: Bismil'de polis kurşunu ile öldürülen lise öğrencisi Halil İbrahim Oruç'un katillerinin bulunması talebiyle bir yürüyüş yapıldı. Polis yapılan yürüyüşe orantısız güç kullanarak saldırıya başladı.  Atılan gaz bombalarından etkilenen Kazım Şeker (60) isimli yurttaş yaşamını yitirdi.

 

91-Çiğdem Şahin / İzmir

 


ÇİĞDEM ŞAHİN: Gaziantep'ten İzmir'e geldi ve İzmir'de çevik Kuvvet'te görevli polis Anıl .K.G. ile görüştü, daha sonra görüştüğü polisin silahıyla şakağından vurulmuş halde bulundu. 

89-Özge Keyikçi / Kütahya


ÖZGE KEYİKÇİ: 17 Ekim 2009 günü,  Kütahya'nın Çavdarhisar ilçesinde bir köy düğününde polis memurunun tabancasının ateş alması sonucu Özge Keyikçi hayatını kaybetti. 

88-Sabir Yaman / İstanbul


SABİRE YAMAN: 27.07.2010 Günü, Bakırköy İstanbul Caddesi’ndeki Tacirler Menkul Değerler A.Ş.’yi silahıyla basan E.polis memuru Vedat Gemalmaz, zarar ettiğini öne sürerek sorumlu tuttuğu şube müdürü 49 yaşındaki Erol Postacı ve 29 yaşındaki Sebire Yaman’a kurşun yağdırdı.

87-Erol Postacı / İstanbul


Erol Postacı, 27.07.2010 Günü, Bakırköy İstanbul Caddesi’ndeki Tacirler Menkul Değerler A.Ş.’yi önceki gün silahıyla basan E. polis memuru Vedat Gemalmaz, zarar ettiğini öne sürerek sorumlu tuttuğu şube müdürü 49 yaşındaki Erol Postacı ve 29 yaşındaki Sebire Yaman’a kurşun yağdırdı.

85-Hüseyin Turgut Yalova


HÜSEYİN TURGUT: Yalova’da Fatih Caddesi’nde park yeri nedeniyle çıkan tartışmada Hüseyin Turgut, polis memuru Gökmen Erkmen'in silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti.  

 

84-Mustafa Uslu Tokat-Turhal

 


MUSTAFA USLU: Alkollü olduğu ileri sürülen Mustafa Uslu, Turhal’da otomobiliyle giderken trafik kontrolü yapan polisler ‘Dur’ ihtarında bulundu. ‘Dur’ ihtarına uymadığı belirtilen Uslu polisin arkadan açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti.

 

83-Er.Cemal Yalın Antalya


CEMAL YALIN: 5 Ağustos 2010 günü, PKK'nın şehit ettiği bildirilen askerin, polis kurşunuyla vurulduğu ortaya çıktı. Antalya'lı Er Cemal Yalın, polis merkezine doğru yürüken polisler tarafından öldürüldü.  

81-Fatih Cem İnci /İstanbul


FATİH CEM İNCİ: Bahçelievler'de bir arkadaşıyla birlikte yürüyen 23 yaşındaki Fatih Cem İnci kaldırımda çarptığı kutu nedeniyle üzeri kirlenince, "Böyle pisliklerle hep ben mi karşılaşırım" diye söylendi. Bu sözlerin kendisine söylendiğini sanan polis memuru Mustafa Atasoy (27) silahını çıkratıp, Fatih Cem İnci'yi kurşun yağmuruna tutarak öldürdü.

82-Gökhan Ergün Bursa-Nilüfer


Gökhan Ergün: Bursa'nın Nilüfer ilçesinde Cengiz Koç`a ait bir apartman dairesine, yangın merdiveninden giren 2 kişiye polis uyarı ateşi açtı. açılan ateşle Gökhan Ergün(24) hayatını kaybetti.

 

79-Feyzullah Ete İstanbul

FEYZULLAH ETE
: 22.Kasım.2007 tarihinde, Avcılar'da bir parkta otururken polis memuru Ali Mutlu tarafından göğsüne bir tekme vuruldu, göğsüne aldığı bu tekme sonucu hayatını kaybetti.
78- Alaettin Karadağ İstanbul


ALAETTİN KARADAĞ :Dur ihtarına uymadığı için on kurşunla öldürüldü. Kardeşi Abdullah Karadağ:"Dur ihtarı Sonucu Ölüm on kurşunla nasıl olur, cinayeti meşrulaştırmak için bunu uydurdular" dedi. 

80-İbrahim Özkaymaz Gaziantep


İBRAHİM ÖZKAYMAK: 28.08.2009 günü polis memurunun "uyarı ateşi" ateşi sonucu göğsüne isabet eden mermi sonucu hayatnı kaybetti. İbrahim Özkaymak, 2007 yılında yürülüğe giren PVSK'dan sonra polisn sorumlu olduğu 80. ölüm olayıdır.



Baran Tursun vakfı "Cezasızlıktan, Hesap Verebilirliğe" Antalya Eğitim Toplantısına katılarak sunum yaptı

Sunumu yapan:Mehmet Tursun, Baran Tursun Vakfı Başkanı

 “CEZASIZLIKTAN, HESAP VEREBİLİRLİĞE”

+10-13 Ekim 2013 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen Cezasızlıkla Mücadele ve Eğitim toplantısında Baran Tursun Vakfı SUNUM yaptı ve Stant açtı.

+Toplantı İHOP tarafından organize edildi

Antalya: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezinden ve öğretim üyeleri; Doç.Dr.Kerem Altıparmak ve Yrd.Doç.Dr.Ahmet Murat Aytaç’ın sunum yaptıkları ve 4 gün       süren ”Cezasızlıktan, Hesap Verebilirliğe”  eğitim toplantısına, Baran Tursun vakfı başkanı Mehmet Tursun, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Uluslararası Af örgütü, TESEV ve farklı illerden gelen İnsan Hakları Derneği (İHD) Başkanları ve İnsan hakları savunucularından başka, 20 civarında sivil toplum örgütü yöneticileri ve üyeleri katıldı.

Baran Tursun Vakfı adına kurucu başkan Mehmet Tursun; "Yaşama Hakkı İhlallerinde CEZASIZLIK süreçleri ve Uygulamaları" sunumu yaptı.

Bunun dışında akademisyenler ve Türkiye’de simge haline gelen, Başta Baran Tursun, Şerzan Kurt, Aydın Erdem, Engin Çeber gibi davaların avukatları olmak üzere yirmiye yakın avukat katılarak takip ettikleri davalarıyla ilgili bilgi verdiler.

Antalya Toplantısı boyunca Baran Tursun vakfı ve İHOP Stant açtı. Katılımcılar Baran Tursun vakfı standını ziyaret ederk vakfın amacı hakkında bilgi aldılar ve vakfın çalışmalarına dair broşürlerini incelediler.

     Baran Tursun Vakfı STANDI için tıklayınız...

                                SUNUM

YAŞAMA HAKKI İHLALLERİNDE CEZASIZLIĞIN SÜREÇLERİ

Bu broşürün diğer sayfalarını okumadan evvel, olağanlaşan cezasızlığın süreçlerini vücudunun her hücresinde hisseden bir baba ve doğum günü 

 Cezasızlık süreci, failin silahını çıkartıp ateş ettiği anda başlar ve en ince ayrıntısı düşünülerek cezasızlık yönünde dosyalar ikmal edilir. İçeriği bu yönde ikmal edilmiş dosya hakimin önüne konur ve mahkeme edilir, genellikle sembolik veya erteli cezalarla dosyalar kapatılır.kutlamasından evine dönerken polis tarafından öldürülen oğlu Baran Tursun olayını ve bu olayda cezasızlığa giden aşamaların, nasıl profesyonelce düzenlediğini maddi delillerle belirtmek istiyoruz.

Davalının devlet olduğu bu neviden davalarda dosyanın cezasızlık süreci böylece tamamlanmış olur. Baran Tursun davası ve yüzlerce davanın cezasızlık süreçleri böyle başladı ve bitti.

Ülkemizde ahlaki değer haline getirilen cezasızlığa dair iş ve işlemler, diğer olaylarda olduğu gibi Baran Tursun olayında daha bariz bir şekilde görmek mümkündür.

Ş ö y l e  k i     :

-Bir polis Baran Tursun’u öldürdü

-Üç polis delilleri kararttı

-On polis yalan tanıklık yaptı

-İki polis trafik kazası raporu düzenledi

-Dört polis sahte belge tanzim etti

*Bu mahkeme kayıtlarından sonra bir savcı ve üç Yargıca da, polise 2 yıl ceza vermek düştü

- “Adaleti tesis edemeyen, taraf tutan bir hakim dünyanın en azılı katilinden daha tehlikelidir” sözü de bize düştü

*

Baran Tursun davası, Baran Tursun olayı ve Baran Tursun ailesi o kadar ağır hukuksuzluğa ve ağır insan hakları ihlallerine  maruz kaldı ki bu Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna sunulan 18 Mart 2013 tarihli “Hukuk dışı, Keyfi ve Yargısız infazlar” raporuna da yansıtıldı.

BM İnsan Haklar Konseyi Raporu D. Misillemeler başlığı, Madde 72:”2007 yılında seyir halinde iken polis tarafından ölümcül bir kurşunla vurulan Baran Tursun vakasından ve Tursun ailesine karşı, diğerlerinin yanı sıra, mahkemeye hakaret ve mahkemeyi etkilemeye teşebbüs de dahil olmak üzere açılan çok sayıda davadan bahsedilmiştir. Öte yandan, Baran Tursun’u öldüren polis memurlarına yönelik yargılamalar da, yargı sürecinin ve verilen cezaların yeterliliği konusunda soru işaretleri oluşturmuştur” 

PVSK VE CEZASIZLIK 

Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu (PVSK) cezasızlığın temel dayanağıdır

Yukarıda esası yazılan Baran Tursun olayı ve davasına da cezasızlığa dair iş ve işlemler yaşama hakkı ve hak arama ihlallerine maruz kalınan tüm olay ve davalarda görmek mümkündür.

Oysa yaşama hakkı ve hak arama, demokrasilerde hiç bir biçimde sınırlandırılması düşünülemeyecek bir haktır. Buna rağmen, en ufak bir hak arama eylemine dahi tahammül edemeyen kolluk, karakollarda ve sokaklarda orantısız güç kullanmaya, şiddet uygulamaya devam etmektedir.

2007 yılında Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununda (PVSK) yapılan değişiklikten sonra polisin; kötü muamele, adam öldürme ve hatta kameraların önünde şiddet uygulama gücü her gün artarak devam etmektedir. Türkiye de Polis şiddeti olağan hale gelmiştir. Dolayısıyla polislerin, olağanlaşan şiddete tereddüt göstermeden başvurmaları sonucunda, yaşama hakkı ihlallerinde önemli artışlar meydana gelmiştir.

Birkaç yıl içinde, onlarcası karakollarda olmak üzere, yüzlerce kişinin ölümünden polis sorumlu tutulmuştur. Dolayısıyla polis yaşama hakkını sürekli ihlal etmiştir. Polisin bu ihlalleri “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle

öldürmesinden tutun, gözaltında ki ölümlere kadar çok geniş bir yelpazede kendini göstermektedir. Öldürme fiili, polisin adeta olağan görevleri arasına girmiştir. Nitekim öldürme olaylarına adı karışan zanlı polisler: “Biz görevimizi yaptık” şeklinde savunma yapmışlardır, zanlı polise göre “Adam öldürmek” görevleri arasındadır.

Örneğin: İzmir’de polis tarafından öldürülen Baran Tursun, Tokat Turhal’da öldürülen Mustafa Uslu, Antalya’da öldürülen Çağdaş Gemik, Şanlıurfa’da öldürülen İ.Halil Çoban, Sivas’ta öldürülen Turan Özdemir, İstanbul’da öldürülen Aytekin Arnavutoğlu, Feyzullah Ete ve Ankara’da öldürülen Soner Cankal olaylarına karışan polislerin tümü: ”Ben görevimi yaptım” şeklinde özetlenebilecek savunmalar yapmışlardır.

Bu savunmalar neticesinde, failin polis olduğu bu davalarda polisler genellikle beraat etmişlerdir veya sembolik cezalarla dosyalar kapanmıştır.  Devlete karşı ve devletin işlediği suçlara, yargının farklı bakışı; Türkiye'de yargının düştüğü açmazı ve itibarsızlığı beraberinde getirmiştir. Yargı, evrensel hukuktan ve adaletten uzaklaştıkça toplum vicdanında daha fazla itibarsızlaşmıştır. 

Devletin sorumluluğu ve kavga süreci:Yaşama hakkının korunmasında devletin sorumluluğunun tartışılır yanı olmaz, devletin sorumluluğunun tartışılır duruma gelmesi ise, uzun yıllar vatandaşın devletle yaşayacağı bir kavga süreci haline getirmiştir. Baran Tursun ailesi bu örneklerinden bir tanesi dir.Yaşama hakkı ihlal edilenlerin çoğu politik, siyasi yönü olmayan, polisten kaçmayı bile bilmeyen 20 yaş ve altında olan gencecik çocuklardan oluşmaktadır.

Örneğin: İzmir’de 20 yaşında ki Baran Tursun doğum günü kutlamasından dönerken, Şanlıurfa’da 17 yaşında ki İbrahim Halil Çoban internet kafe’den dönerken, Antalya’da 18 yaşında ki Çağdaş Gemik bisikletiyle gezerken, Diyarbakır’da 8 yaşında ki Enes Ata okuldan dönerken, Cizre’de evinin balkonunda annesinin kutsal memesini emerken, polisin gaz bombası sonucu ölen 17 aylık bebek Mehmet Uytum, failin polis olduğu ölüm olaylarından bir kaçıdır. 

 Suçluyu Koruma ve Soruşturma Süreci:Davalının devlet olduğu durumlarda suçluları koruma mekanizmaları farklı etki ve yöntemlerle devreye girmektedir. Hukukun üstünlüğüne inandığını söyleyen sorumlular farklı etki ve yöntemler kullanarak günlünde geçenleri belli etmek için farklı mesajlar vermekte, bu mesajlarla gerek soruşturma sürecini gerekse yargılama sürecini etkilemektedirler. Zaten yapılanın da bu olduğu ve amaçlanan şeyin cezasızlığa zemin hazırlamak olduğunu ayrıca bilmektedirler. 

Adaletin tesisine yardımcı olmak yerine, öleni ve ağır insan hakları ihlaline maruz kalanları kötüleme ve aşağılama, suç işleyenlerin masumiyeti yönünde korumacı görüş bildirmek sorumluların ahlaki değeri haline geldiğini görmekteyiz.

Cezasızlık sürecine dair iş ve işlemler bir kişi ile sınırlı olmayıp, cezasızlık sonucunun oluşmasının çok farklı etkileri ve yöntemleri vardır. Bunlar: Suçluyu koruma, soruşturma süreci, devlet’te yaşama hakkı algısı, devletin ali menfaati, sivil toplum kuruluşlarının etkisizliği, taraflı yargı, devlet bekasının her şeyin üstünde tutan yargıç zihniyeti gibi kavramlar, ya tek tek, ya bir kaçı ile, ya da tüm bu kavramların bir araya gelmesiyle cezasızlığın koşulları oluşmaktadır. 

Şahin Öner Diyarbakır’da polise ait zırhlı aracın altında kalarak hayatını kaybetti. 13 Şubat 2013 günü yaşama hakkı ihlal edilen Şahin Öner’in ölüm nedeni belli olmadan ve cesedi otopsi için Adli Tıp’a henüz gönderilmeden Diyarbakır valisinin ön yargılı açıklamaları basında yer almaya başladı. Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, olaydan sonra ilk yaptığı açıklamada kesin cümlelerle Öner’in "Elinde bomba patladı" demişti. Toprak, daha sonraki açıklamasındaysa “Elinde bomba patladığını düşünüyoruz" ifadesini kullanarak, delilleri toplayan ve soruşturmada görev alan polisin amiri olarak ne mesaj verdiğini anlamak olasıdır. Daha sonra tıbbi raporlarla ve tanık beyanlarıyla Önerin Polis tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.

Resül İlçin Şırnak’a bağlı İdil polis karakolunda ölü bulundu. İlçin’in ölümü için Şırnak Valisi Ali Yerli kaya’nın yaptığı yazılı basın açıklamasında:”Resül İlçin isimli şahıs araçtan inmiş ve Emniyet giriş noktasında bulunan kulübenin önünde kendiliğinden yere düştüğü görülmüştür" şeklindedir.

Resül İlçin’in otopsi raporunda:”Başında 5 santimetrelik yarık ve vücudunun çeşitlik yerlerinde çürükler olduğu saptanmıştır” şeklindedir. Resul İlçin'in şüpheli ölümünün hemen ardından, Valilik tarafından yapılan açıklamanın içeriği dikkatli okunduğunda, İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne sağ olarak götürülüp ölüsü teslim edilen İlçin'in ölümüne dair devletin bu klasik örtbas çabası cezasızlığa zemin hazırlamanın süreçlerine yönelik bir çaba olduğunu görebiliriz.

Baran Tursun İzmir’de bir polis tarafından öldürüldü. İzmir valiliği ve Emniyet Müdürlüğü olayı önce inkar etmeye çalıştılar. Emniyet müdür yardımcısı Baran’ın babası Mehmet Tursun’a:”Polis hiç vatandaşını öldürür mü, kim ki polis yaptı demişse yalan söylüyor, Benden önceki nöbetçi amiri ‘Baran Tursun trafik kazası yapmıştır’ notu vukuat defterine yazmıştır’ dedi. Bu konuşma ve görüşmelerden bir kaç saat sonra emniyet Baran’a polislerin ateş ettiğini kabul etmek zorunda kaldı.Bundan sonraki resmi söylemler de şablon:”Baran’a “Dur” denilmiş durmamış, polis de ateş etmiş, biz de üzüldük, adalete güvenin, olan olmuş, ölenle ölünmez” gibi devlet’te görev yapanların inandırıcılıktan uzak söylemleriyle karşı karşıya kaldık.

Ali İsmail Korkmaz  Eskişehir’de bir grup tetikçi sivil şahısların ve polisin işbirliği sonucu öldürüldü. Korkmaz’ın ölüm nedeni ve kimler tarafından öldürüldüğü belli değilken, vatandaşı korumakla görevli Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna, Ali İsmail Korkmaz'ın ölümüne neden olan darp olayını polisin yapmadığını söyleyerek, "Kendi arkadaşlarına bile zarar verip 'polis yaptı' süsüne büründürmeye çalışıyorlar" dedi. Ancak oluşturulan kamuoyu baskısı sonucu soruşturma işlemlerinde ciddi ilerleme kaydedilmiş,  karartılan deliller aydınlatılmış ve Eskişehir valisi Azim Tuna’nın dediği gibi, Korkmaz’ı arkadaşları değil, polis ve tetikçi tabir edilen bir kısım sivil şahıslar tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.

 Vali bu beyanı ile Mahkemeyi ve soruşturmada görev alan emrindeki polis memurlarını

etkilemeye çalışmıştır. Ali İsmail’in öldürülme şeklini saklayıcı ve çarpıtıcı bilgiler vermekle de

kamuoyunu yanıltmış ve cezasızlık sürecini başlatarak adil yargılamayı etki altına almıştır.  

Delil karartma ve gizleme: Ölümlü bir dosyanın cezasızlıkla sonuçlanmasının ilk süreçlerden bir de delil karartmak veya gizlemektir, bunu da soruşturma işlemlerinde görev alan görevliler tarafından itina ile yapılmaktadır.

-Baran Tursun’u öldürdükten sonra, ateş etmeyi gizlemek suretiyle Trafik kazası raporu düzenleyen İzmir polisi,

-Ankara’da 20 yaşında ki Soner Cankal’ı öldürdükten sonra, cesedinin üzerine kurusıkı tabanca bırakan Ankara polisi,

-Antalya’da bisikletiyle gezerken kafasından vurulan 17 yaşındaki Çağdaş Gemik’i öldürdükten sonra cesedinin yanına suç unsuru bırakan Antalya polisi,

-Kızıltepe’de 12 yaşında ki Uğur Kaymaz’ı öldürdükten sonra cesedinin üzerine, boynundan büyük silah bırakan Mardin polisi aynı şeyi amaçlamışlardır. Amaçlanan şey cezasızlıktır.

Dolayısıyla bu süreci kendileri veya arkadaşlarının faili olduğu bu ölümlü olayın maddi delillerini gizlemek, aklama yönünde delil üretmek, gerekirse delilleri karartmak veya gizlemek, ayrıca yalancı tanıkları bulmak suretiyle dosyayı ikmal etmektir.  Adam öldürme fiilinden bulunan polisleri soruşturanlar da, genellikle diğer polis arkadaşları olmuştur.

İstanbul’da polis karakolunda polise ait silahtan çıkan kurşun ile hayatını kaybeden Nijeryalı Festus Okey’in ölüm olayına adı karışan polis memuru, İzmir Gümüşpala polis karakolunda polise ait silahtan çıkan 3 kurşun ile ölen Abdurrahman Sözen olayına karışan polis memuru, aynı zamanda sorumlu oldukları bu olayların soruşturma işlemlerinde de görevlendirilmek suretiyle cezasızlığın ilk koşulları oluşturulmuştur.

İzmir’de Baran Tursun’u öldüren polis memuru, ateş etmeyi gizlemek suretiyle kendisine ait suç delillerini kendisi toplamıştır. Deliller öylesine karartıldı ki; ateş eden polisin elinde barut izine rastlanmadı, ama ateş etmeyen polisin elinde barut izine rastlandı. Cezasızlığın koşullarını oluşturmak için buna da delil karartmak diyoruz.

Bizler bu yargılama sürecine, ‘Beraat ve aklama’ süreci” olarak adlandırıyoruz. Zanlı polisi koruyacak şekilde düzenlen belgelerle ikmal edilen dosyanın akıbeti hemen hemen bellidir: Yargı eliyle; beraat, takipsizlik veya ertelenmiş sembolik cezalar verdirtmektir.

Fransızlardan kopyalanan “Devletin Ali Menfaati” kavramı ile yetiştirilen yargı mensuplarının çoğu bu neviden entrikaları olağan saysa bile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargıçları entrikalarla dolu bu nevi olayları olağan saymamaktadır ve ülkemizi tazminatlara mahküm etmektedir. Suç işleyen devlet görevlilerinin bu marifetlerinden dolayı ödenmek zorunda kalınan tazminatlar suçlulardan değil, vergilerimizden karşılanmaktadır.   

PVSK Yasası Toplumla Mücadele Yasası:En temel hak, insanın yaşama hakkıdır. Yaşama hakkı topluma, onun siyasal örgütlenmesi olan devlete, ciddi ve ağır görevler yüklemektedir. Demokrasinin temel kavramlarından uzak değiştirilen PVSK, bir asayiş yasasından öte; Toplumla mücadele yasası olarak hayatımıza girdi. Açın televizyonlarınızı,radyolarınızı,gazetenizi polisin orantısız güc kullanması sonucu ülkemiz savaş alanına çevrildiğini görebilirsiniz 

Taraflı yargı ve cezasızlık:Taraflı yargı zihniyetiyle verilmiş olduğu kararın, adil ve evrensel normlara uyup uymadığını sorgulamaksızın,  'yargı karar vermiştir, tartışılacak bir konu bulunmamaktadır' söylemi bir aldatmacadan ibarettir.  Bu çok yanlış bir yaklaşım olup, adil olmayan bir yargıcın, adil olmayan kararlar vermesini teşvik etmesinden başka bir yaklaşım değildir.

Son yıllarda evrensel hukuktan uzak, adaletten uzak verilen kararlarıyla ülkemizin hukukunu nasıl bir çıkmaza soktuklarını ve itibarsız hale getirdiklerini hepimiz şahidiz. Bu kararlarıyla ülke hukukunu itibarsız hale getirmekle kalınmamış, aynı zamanda adaletten ve hukuktan uzak verilen kararlar sonucunda devleti de milyonlarca lira tazminat ödemeye mahkum ettirmişlerdir. Bizim vergilerimizin çok önemli bir bölümü yargının hukuksuz kararlarından dolayı ödenen tazminatlara gidiyor, bunun kabul edilir bir yanı bulunmamaktadır. Devlete karşı ve devletin işlediği suçlara yargının farklı bakışı, Türkiye’de yargının düştüğü açmazı ve itibarsızlığı beraberinde getiriyor. Yargı, evrensel hukuktan ve adaletten uzaklaştıkça toplum vicdanında itibarsızlaşıyor. Toplum vicdanını bir tarafa bıraksak bile, kendi aralarında dahi bir güven bunalımı yaşandığı günümüzde mahkemenin mahkemeye, yargıcın yargıca güvenmediği bir ortamda vatandaşların bunlara güvenmesi gerektiğini söylemek inandırıcı olmamaktadır.  

Gözaltı ölümleri ve cezasızlık:2007 PVSK’dan sonra yüzlerce kişinin yaşama hakkı elinden alınırken, bu yaşama hakkı ihlallerin onlarcası polis karakollarında meydana gelmiştir. Güvenlik kameraları, gözaltına alınanları ve dürüst olmayan kolluk güçlerini izlemek, asılsız işkence ve hak ihlalleri iddialarına karşı kanıt toplamak, karakolları ve dolayısıyla nezarethaneleri gözetim altında tutmak için geliştirilen bir sistemdir. Sistemin amacının bu olduğu gerçeğine karşın, farklı iller de farklı onlarca karakolda onlarca ölüm olayı meydana gelmesine karşın, onlarca karakolun tümünde de güvenlik kameralarının neden işlevsiz kaldığına, neden kayıt yapmadığına dair, yargılamayı yapanlar dahil hiç kimse merak edip sormamıştır. Ölüm olaylarının meydana geldiği tüm polis karakollarında, istisnasız tüm güvenlik kameraları ya arızalı olmuş, ya da kayıt yapmamıştır, durum böyle gösterilince gözaltı merkezi üzerinden işlem yapmak veya delil toplamak mümkün olmamıştır, dolayısıyla kötü muamelenin ve ölüm olaylarının cezasız kalması kolaylaşmıştır.

Baran Tursun vakfı, çoğunluğu cezasızlıkla sonuçlanan ve kamuoyunda “Karakol ölümleri” olarak yansıtılan gözaltında ki ölüm olaylarını ve işlevsiz bırakılan güvenlik kameralarına dair hazırlanan raporu, TBMM’de grubu bulunan tüm siyasi partilere, bu partilere mensup tüm milletvekillerine, TBMM İnsan hakları inceleme komisyonuna, İçişleri Bakanlığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne bildirilerek olayların aydınlatılması yönünde talepte bulunmuştur.

Milletvekili Levent Tüzel, Sebahat Tun cer ve Mahmut Tanal İçişleri Bakanlığının cevaplandırılması talebiyle soru önergesi vermeleri dışında, anılan kurumlardan yazılı bir cevap gelmedi. Ancak, yapılan görüşmelerde Baran Tursun vakfının karakol ölümleri ve güvenlik kameralarına dair raporunu önemsediklerini defalarca söz konu yapmışlardır.

Karakol ölümleri ve işlevsiz bırakılan güvenlik kameralara dair Baran Tursun vakfı raporları yazılı ve görsel medyada yer almak suretiyle o kadar etkili oldu ki Eylül 2013 tarihinde İçişler Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü tüm il emniyet müdürlüklerine kısaca ‘Karakolların her bir santimetre karesini gözetleyecek şekilde güvenlik kameralarını yerleştirilmesi’ yönünde genelge yayınlamıştır. (Genelgenin geniş özeti, 06.10.2013 tarihinde yazılı ve görsel medyada geniş yer almıştır)   

Sivil toplum kuruluşların etkinliği, Yunanistan  ve Türkiye örneği

Yunanistan örneği: Türkiye’de polis kaynaklı orantısız güç ve kötü muamelenin ayyuka çıktığı günlerde, Yunanistan’da herkesin özellikle başta Sivil toplum kuruluşları olmak üzere, İşçi sendikaları gibi organizasyonların ders çıkarması gereken bir gelişme yaşandı. Atina’da 15 yaşındaki A. Andreas Grigoropulos adlı bir gencin polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmesinin ardından Yunanistan’ın pek çok kentinde başlayan protesto gösterileri,  şiddet uygulayan polisi bin pişman etti.

Yaşama hakkına ve hak ihlallerine karşı duyarlı olan Yunanistan işçi sendikaları genel grev yaptı, Atina polis sendikası bildiri yayınladı:”Polisin görevi adam öldürmek değil, adam yaşatmaktır” dedi. Kısaca; Polisin silahından çıkan kurşunla hayatını kaybeden Grigoropulos’un  ölümüne karşı gelişen Selanik ve Atina’da başlayan tepki, kasaba ve köyleri de kapsayarak tüm Yunanistan’a yayılarak o kadar büyüdü ki, Polis şiddetine karşı gelişen tepkiler Yunanistan sınırlarını da aşarak, başta Almanya ve İngiltere olmak üzere, dünyanın dört bir yanında bulunan Yunanistanlılar, Yunanistan elçilik ve konsolosluklarının önüne toplanarak devlet terörünü, polis şiddetini kınayarak, “Katil devlet” yazılı pankartlar astılar, polis terörüne karşı Yunanistan’da gelişen haklı halk tepkisine destek sundular. 

Yunanistan içişleri bakanı istifasını sundu

Polis şiddeti sonucu yaşamını yitiren 15 yaşındaki A. Andreas Grigoropulos ölümü üzerine İçişleri Bakanı Prokopis Pavlopulos ile Bakan Yardımcısı Panayotis Hinofotis'in hemen ertesi gün istifalarını Başbakan Kostas Karamanlis'e sundular.

İstifaları kabul edilmeyen İçişleri Bakan Prokopis Pavlopulos ile Bakan Yardımcısı Panayotis Hinofotis düzenlediği basın toplantısında; olaylarla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğünü ve suçluların "İbretlik" olacak şekilde cezalandırılacağını, insan haklarıyla ilgili gösterileri haklı bulduğunu ifade etmiştir. Yunanistan halkının etkin desteğini arkasına alan İşçi sendikaları ve sivil toplum kuruluşları, polis kaynaklı orantısız gücün nasıl duracağını ve bu sorunun nasıl hal edilebileceğini, Yunanistan hükümetine göstermiş oldu.Tüm bu haklı ve etkin tepkilerden sonra 15 yaşındaki A. Andreas Grigoropulos öldüren polis memuruna; İçişleri Bakan Prokopis Pavlopulos’un dediği gibi “İbretlik” bir ceza verildi, yani ömür boyu hapse mahküm oldu.  

Türkiye örneği: Türkiye’de hemen hemen her gün, ya bir gencin vurularak öldürüldüğünü veya polis karakollarında uygulanan şiddet ve kötü muamelenin haberlerini okumaktayız. 2007 yılında PVSK’da yapılan değişiklikle polise şiddet uygulama, orantısız güç ve kötü muamele serbestisi verildi, bu serbestiyle polise; ‘Dokunulmaz’ mantığı ve inancı hakim kılındı. Polis terörünün vardığı boyut, hükümetin sessizliği, yasaların sunduğu imtiyazlar, yargının hoşgörüsü gibi etkenler, polis şiddetini artırdıkça artırdı, bu artışlar o kadar bariz bir hal aldı ki, birkaç yıl içinde failin polis olduğu yüzlerce ölüm olayları meydan geldi. 

Yıllardır polis kurşunlarına hedef olan, ölen, sakat kalan insanların feryatları Türkiye’de yankılanmaktadır. İnsanlar polisten kaçar duruma gelmiş, zor duruma düşen vatandaşın:”Polis imdat” şeklinde polisten yardım beklerken, son yıllarda bu;”imdat beni polisten kurtarın” şekline ki feryada dönüşmüştür. Polis mağdurlarının bu feryadını duyan olmadı

Sivil toplum kuruluşları dediğimiz, İşçi ve işveren Sendikaları, Parti, Dernek, Oda, Baro ve Birlik gibi örgütlü organizasyonlar veya insan hakları savunucuları politik ve siyasi yönü olmayan bu neviden ölüm olaylarının takibini yapamamışlardır veya takipte çok yetersiz, etkisiz ve yorgun kalmışlardır.

Toplumun otorize gücü dediğimiz bu örgütlü organizasyonlar, kurumsal şiddet, işkence ve yaşam hakkı ihlallerinin önüne geçmek için bu yönde projeler üretememişlerdir, yol gösterici olamamışlardır.

Hiçbir politik siyasi yönü olmayan, dolayısıyla parti, dernek ve sendika gibi organizasyonların maddi ve manevi desteklerinden yoksun gelişen, bir tarafında devletin bulunduğu ya da konu bakımından devletin ilgili olduğu varsayılan bu neviden davalarda kamuoyu oluşmadığından ötürü, kamuoyunun gündeminde tartışılır duruma gelmeden sembolik cezalar veya erteli basit cezalarla dosyalar kapatılmıştır. Dolayısıyla, davalının devlet olduğu bu tür davalarda verilen kararların büyük bir kısmı evrensel normlardan uzak bir şekilde sonuçlandı ve hemen hemen tüm davalarda adalet sağlanamadı.   

Acılı ailelerin vahim durumu: Polis uygulamaları kapsamında meydana gelen ölüm olaylarında: Acılı aileler çok ağır ve kendilerince çözemedikleri maddi ve manevi sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Dolayısıyla biricik evlatlarını kaybeden acılı ailelerin süreç içinde karşılaştıkları vahim sonuçlar, trajedi haline gelmiştir. Polis uygulamaları kapsamında meydana gelen ölüm olaylarında: Acılı aileler hakkında olur olmaz davalar açılmıştır, açılan davaların çoğunda “Polis tutanakları” esas alınmıştır. Aileler davalarını takip ederken, aynı zamanda polisin sindirme davalarıyla karşı karşıya kalmışlardır.

Örneğin: İzmir’de öldürülen Baran Tursun ailesi hakkında 12 dava açılmış, Tursun ailesinden ceza almayan fert kalmamıştır. Biricik evlatları polis tarafından öldürülen Tursun ailesinin maruz kaldığı ağır insan hakları ihlalleri Birleşmiş Miletler gibi devasa organizasyonun 13 Mart 2013 tarihli BM İnsan hakları Konseyi raporuna dahi yansıtılmıştır.

Evlatlarını kaybeden ailelerin aile birliği sarsılmakta, anne ve baba boşanmayı, ayrılmayı kendilerince bunalımdan ve travmadan çıkış olarak algılamaktadır. Davalının devlet olduğu bu neviden davalarını sağlıklı bir şekilde takip edememişler, çoğu zaman işlerini de kaybetmişlerdir. Dolayısıyla davalarından feragat bile eden olmuştur.

Çanakkale Anafartalar polis karakolunda birer yıl arayla ölü bulunan üvey baba evlat; Hakkı Cangı ve İsmail İnan’ın ailesi, Ankara’da polis tarafından öldürülen Soner Cankal’ın ailesi,

Şanlıurfa’da polis tarafından öldürülen İbrahim Halil Çoban’ın ailesi ve bu ailelere benzer onlarca aile, ‘bilinen malum’ nedenlerden dolayı davalarını takip edememişler ve davalarından vazgeçmişlerdir.

PVSK’da değişiklik yapılması ve polisin silah kullanma sınırının belirlenmesi:

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği 1990 yılında herkesin anlayabileceği şeklinde bir yönerge yayımladı, bu yönergeye de  “Temel prensipler belgesi” adını verdi. Bu belgede ateşli silah kullanımını kolluk kuvvetleri için en son başvurulacak yöntem olarak belirtilmek suretiyle, kolluğun silah kullanma konusunda hem açıklık hem de sınırlamalar getirdi.  

 KİMLİK GÖSTERMEYENE KARŞI SİLAH KULLANMA

2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu     

PVSK Madde 16: Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi ve kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde silah kullanabilir.
İkinci fıkrada yer alan ;
Bedeni kuvvet; polisin direnen kişilere veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedeni gücü,Maddi güç; polisin direnişçi üzerinde veya eşya üzerinde bedeni kuvvet dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atlarını ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz hale getirebilmek için kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir eder. Ancak, toplu kuvvet müdahale edilen durumlarda zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak eşyayı müdahale eden kuvvetin amiri tayin eder.
Polis kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı TCK’nın meşru savunmaya ilişkin hükümlerine göre savunmada bulunur. Polis ;

a-meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında 
b-bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde
c-hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suç üstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlayacak ölçüde,
silah kullanmaya yetkilidir. Polis yedinci fıkranın c bendine göre silah kullanmadan önce kişiye “dur” çağrısında bulunur.
Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise, kişinin yakalanmasını sağlayacak ölçüde silahla ateş edebilir.  Polis direnişi kırmak yada yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken kendisine silahla saldırıya teşebbüs etmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçü ve oranda duraksamadan silahla ateş edebilir”  

Mevcut  PVSK yasasının vehameti: Mevcut haliyle bu madde  “yaşama hakkı” ihlallerinin artmasına neden olmuştur. 2007 yılında yapılan değişiklikten sonra, onlarcası karakollarda olmak üzere, yüzlerce kişinin ölümünden polis sorumlu tutulmuştur. Dolayısıyla polis yürürlükteki bu yasanın verdiği yetkiyle yaşama hakkını sürekli ihlal etmiştir.

Polisin bu ihlalleri “Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürmesinden tutun, gözaltında ki ölümlere kadar çok geniş bir yelpazede kendini göstermektedir. Yürürlükte bulunan PVSK 16. Maddesinin uygulamalarına bakıldığında öldürme fiili, polisin adeta olağan görevleri arasına girmiştir. Polise karşı fiilinden hiçbir ‘şiddet unsurlu direniş’ olmadan, bu anlamda herhangi bir şekilde polise karşılık vermeyen ve sadece kaçan kişiye ateş edilerek öldürülmesi yürürlükteki maddenin esası olup, uygar toplumların kabul edeceği bir durum değildir.  

Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu yasa tasarısı önerimiz:

(Mazlumder ve Baran Tursun Vakfı yasa tasarısı önerisi) 

P V S K: 

MADDE 16: Polis görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi ve kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç kullanabilir.
İkinci fıkrada yer alan ;
Bedeni kuvvet; polisin direnen kişilere veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedeni gücü,
Maddi güç; polisin direnişçi üzerinde veya eşya üzerinde bedeni kuvvet dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.
Polis zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz hale getirebilmek için kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kişinin yaşam hakkını tehdit etmeyecek şekilde somut delillere göre kendisi belirler. Ancak, toplu kuvvet müdahale edilen durumlarda zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak eşyayı kişilerin can güvenliğini tehdit etmemek kaydıyla somut delillere göre müdahale eden kuvvetin amiri tayin eder.
Polis;a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,

b) Başkasının ırz ve canına vukubulan ve başka şekilde engellenmesi mümkün olmayan bir saldırıyı savmak için, c) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği şiddet unsurlu direniş karşısında, bu şiddet unsurlu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, yaşam hakkına zarar vermeyecek ölçülerde, silah kullanmaya yetkilidir.Ancak, bu amaçları gerçekleştirmek için daha hafif yöntemler yetersiz kalmadıkça bu yetki kullanılamaz. Her halükarda, kendisinin veya başkasının yaşamını hedef alan şiddetin maddi unsurlarının herkesin anlayabileceği şekilde ortaya çıkması durumunda, sadece yaşamı korumak için kesinlikle zorunlu olduğu zaman, kasten öldürücü silah kullanılabilir. 

Polis, yedinci fıkranın (a,b,c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde “dur” çağrısında bu­lu­nur. Kişinin bu çağrıya uymayarak şiddet unsurlarıyla direnişe devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kişinin şiddet unsurlu direnişte ısrar etmesi ve ele geçirilmesinin başka bir yöntemle mümkün olmaması halinde ise kişinin sağ yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polisin ateş etmesi ise; polisin gördüğü eğitim, yapılan ateşin geri dönüşü olmayan vehameti kapsamında, orantılı ve ölçülü olmalıdır.

Polis, şiddet unsurlu direnişi kırmak ya da unsurlarıyla birlikte faili yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde ve meşru müdafaa koşulları içinde silahla ateş edebilir."   

MAZLUMDER ve BARAN TURSUN VAKFI'nın hazırladıkları Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu (PVSK) 16. Maddesi değişikliğine dair kanun tasarısı önerisinde yeni bir kavram sunmuşlardır, “Şiddet unsurlu direniş” kavramı. Bununla varılmak istenen sonuç, polise karşı bir şiddet yoksa, polis neden silah kullansın şeklindedir.

Yürürlükteki yasa metninde, soyut direniş kavramlarıyla polise silah kullanma yetkisini verilmiştir. Dolayısıyla silah kullanmanın vahim sonuçları bu güne dek öldürülen 127 kişiyle sınırlı olmayıp PVSK 16 Madde mevcut haliyle devam etmesi durumunda bir yıl içerisinde yüzlerce kişinin daha ölmesi kaçınılmaz hale gelecektir. Silah kullanmanın vehameti ve geriş dönüşü olmayan sonuçlarını düşünüldüğünde, yürürlükte bulunan PVSK 16. Maddede ki soyut kavramlarla değil, somut maddi delillere dayandırmak gerekmektedir. Polise karşı şiddet unsurlu bir direniş yoksa, polisin silah kullanma yetkisi de olamamalıdır. Bunun aksi durumu ise, hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği vahim bir durumdur.  2007 yılında PVSK’da yapılan değişiklikten sonra, failin polis olduğu 127 olayın (Çoğu) dosyaları üzerinde savunmalara dair yapılan incelemeler neticesinde; olayın oluş şekli, polisin silah kullanmada ki algısı, sonuçları, vahameti ve yargı süreci esas alınarak hazırlanmıştır.

 S  O   N   U   Ç           : Baran Tursun vakfı bağımsız güvenilir kaynak sıfatıyla yayınlamış ve amaç kapsamında takibine almış PVSK kaynaklı; polis şiddeti, karakol ölümleri, mağdur ailelerin maruz kaldığı hukuksuzluklar ve misillemeler, kamu görevlilerin fiilen cezasız kalmaları konu alan raporları ve bu yöndeki çabaları, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları konseyinin Genel Kurula sunmuş olduğu ve dünyadaki tüm resmi dillere çevrilen 18 Mart 2013 tarihli raporunda geniş yer verilmek suretiyle PVSK ve polis kaynaklı ağır insan hakları ihlallerine uluslararası boyut kazandırmıştır.

Bunun sonucunda, gerek hükümet’te ki devlet algısında, gerekse İçişleri Bakanlığı nezdinde, PVSK kaynaklı şikayet edilen hak ihlallerinin önemli konularında iyileştirmelere başlanmıştır.  



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
3560 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Case of Baran Tursun
AİHM Kararları
Baran Tursun vakfına ÜYELİK
Tuncay Cüzdan'ın babası-ANTAKYA Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Tuncay Cüzdan-Antakya

A.Rahman sözen'in annesi-İZMİR Uluslararası Baran Tursun Vakfında

A.Rahman Sözen-İzmir

Selami Atalay, ömürboyu felçli- İZMİR - Uluslararsı Baran Tursun Vakfında

Enes Ata'nın babası DİYARBAKIR - Uluslararası Baran Tursun Vakfında

3.Yılında Baran Tursun'u anarken

Ahmet Çakır'ın ağbisi-İZMİR Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Ahmet Çakır-İzmir

Mehmet Tursun Halk tv'de

Mehmet Tursun-Baransav

Aydın Erdem'in ağbisi - DİYARBAKIR Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Aytekin Arnavutoğlu -İSTANBUL- Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Aytekin Arnavutoğlu-İst

Çağdaş Gemik'in babası-Antalya Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Çağdaş Gemik - Antalya

Feyzullah Ete'nin ağbisi-İSTANBUL Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Feyzullah Ete-İstanbul

Soner Cankal'ın babası-ANKARA- Uluslararası Baran Tursun Vakfında

  Soner Cankal-Ankara

Çağdaş Gemik'in kuzeni -ANTALYA Uluslararası Baran Tursun Vakfında

 Çağdaş Gemik Antalya

Yasin Kırbaş'ın babası - İSTANBUL Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Yasin Kırbaş-iST

Emrah Gezer'in babası-ANKARA Uluslararası Baran Tursun Vakfıında

Emrah Gezer-Ankara

Didim'de öldürülen Ali Demir'in babası Mehmet Demir, Mehmet Tursun'la görüştü

Baran Tursun V. ECHR

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

Baran Tursun insani yardım vakfı başkanı Mehmet Tursun, Birleşmiş Milletler temsilcileriyle, "Yargısız İnfazları" konuştu

 

Baran Tursun davası AİHM'de

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

UCM ÜYESİDİR

125-Kenan Kapısız Uşak

 24.11.2012 günü Uşak'ta polis memurları ile vatandaşlar arasında çıkan arbedede polisin silahından çıkan kurşunla başından vurularak öldürüldü. 28 yaşındaki Kenan Kapısız 4 çocuk babasıydı. Devamı oku...

Baran Tursun vakfı Logosu


116-Yusuf Yılan - Erzurum


Erzurum'un Karayazı İlçesi'nde oturan ve ayakkabı boyacılığı yapan 9 yaşındaki Yusuf Yılan, Cumhuriyet Caddesi'nde karşıdan karşıya geçerken Akrep tipi polis aracın çarpmıştı. Yılan, kaldırıldığı Erzurum Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaşamını yitirdi. Görgü tanıklarına göre, zırhlı arac, Yusuf Yılan'ın göğsü ve kafasının üzerinden geçtiğini belirti.

Baran Tursun vakfına BAĞIŞ yapınız
114.Kenan Yılmaz İstanbul


Kenan Yılmaz: İstanbul Sultangazi polis merkezinde fenalaştı, ambulansla hastaneye götürüldü ama öldü. Ailesi:"Kenan Yılmaz'ın ölümüne, gözaltında tutulduğu polis merkezinde gördüğü kötü muamele yol açtı" dedi. Bu iddia adliyeye taşındı, aile suç duyurusunda bulundu.

Sosyal paylaşım sitemiz


Baran Tursun vakfına ödül

76-Resul İlçin Şırnak-İdil


RESUL İLÇİN: 22/10/2009 günü Şırnak'ın İdil İlçesi'nde polisler tarafından götürüldüğü karakolda yaşamını yitiren 52 yaşındaki Resul İlçin'in yapılan otopsisinde kafasında ve vücudunun çeşitli yerlerinde darp izi olduğu ortaya çıktı.  

 

75-Ahmet Cömert Kocaeli-Darıca


Ahmet Cömert:2009 KOCAELİ'nin Darıca İlçesi'nde gözaltına alınan 23 yaşındaki Ahmet Cömert, polis merkezinin nezarethanesinde ölü bulundu. Baba Durmuş Cömert, oğlunun intihar edecek biri olmadığını söyledi.


Karakollarda ki ölümler

72-Ahmet Laçin / İstanbul


AHMET LAÇİN: Tornacı 23 yaşında ki Ahmet Laçin 12 Ekim  2008 günü Bağcılar’da gözaltına alındı ve Bağcılar polis karakoluna götürüldü. Akrabaları, Ahmetin dövüldüğünü ve kaldırıldığı hastanede öldüğünü idda ettiler.

 


85-Er.Osman Aslı /İstanbul


Osman Aslı:  İstanbul Firuzköy polis karakolunda ölü bulunan Er.Osman aslı’nın babası Uluslararası Baran Tursun Vakfına mektup gönderdi. Osman Aslı'nın ayakkabı bağcıklarıyla kendini astığı iddia edildi. Karakolun güvenlik kameraları kayıt yapmadığı için olayın oluş şekli polislerin ifadelerine dayandırıldı. Video izle…

84-A.Rahman Sözen/İzmir


İzmir Gümüşpala Polis karakolu nezarethanesinde polisin silahıyla vurularak öldürülen A.Rahman Sözen’nin annesi ve ablası Uluslararası Baran Tursun vakfına geldiler.  Karakolun güvenlik kameraları kayıt yapmadığından, olayın oluş şekli polisierin ifadelerine dayandırıldı ve takipsizlik kararı verildi. Dava AİHM'e taşındı Video izle…

74-Ahmet Akbaş / İstanbul


Ahmet AKBAŞ: 01.08.2009 günü Esenler polis karakolunda ölü bulundu. Ahmat Akbaş'ın yakını Ergin Akbaş: "Olayın üzerinde uzun zaman geçmesine rağmen savcı olay yerine geç geldi. Doktorlar gelmemiş müdahale etmemişler" iddiasında bulundu.

 

 


 

Baran Tursun vakfından

93-Özcan Kurtuluş / İzmir


ÖZCAN KURTULUŞ: İzmir Şirinyer polis karakolunda ölü bulundu. Polisin kendisini aradığını söyleyen abla Sitem Duyar da:  "Kardeşim Özcan Kurtuluş'un avukat görüşme odasında kendini astığını söylüyorlar, kardeşimin avukat görüşme odasında ne aradığı konusunda kimse bize açıklamada bulunmuyor"

101-Hamedu Loufa Sayıd /Mersin

 


Hamedu Loufa Sayıd/ MERSİN:2007 yılında yürürlüğe giren PVSK’dan sonra, failin polis olduğu 101. Ölüm olayı. 29.07.2011 tarihinde Mersin'de Yumuk tepe polis karakolunda ölü bulundu. Dosya oku.. 

102-Willem Tyas Antalya

WİLLEM TYAS /1 Ekim 2011 günü Antalya'nın Manavgat ilçesinde çevreye verdiği rahatsızlık nedeniyle şikayet üzerine ifadesi alınmak için polis merkezine getirildikten sonra ölüm olayı meydana geldi. Fenalaştığı iddia edilen 64 yaşındaki İngiliz Willem Tyas hayatını kaybetti.  

77-Serkan Çedik Bursa


SERKAN ÇEDİK: Bursa Emniyet Müdürlüğü’nün Acemler semtindeki nezarethanesinde gözaltında tutulan 25 yaşındaki Serkan Çedik bilinmeyen bir nedenle fenalaşarak öldü. Sekan'ın annesi:"Oğlumu gözaltına aldılar, sapasağlam karakola götürdüler, karakolda ölüsü çıktı" dedi


78-Murat Konuş İstanbul


Murat Konuş:  7 Ocak 2010 tarihinde gözaltına alınan Murat Konuş'un, bir süre sonra rahatsızlanarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca hazırlanan otopsi raporunda Konuş'un “künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması” sonucu öldüğünün bildirildiği anlatılıyor.
Kimsesiz çocuklar

Kimsesiz çocuk:"Polisler bizi döve döve Belgrad Ormanı’na bırakıyorlardı" dedi. Devamla:" Yardıma gelmeselerdi tecavüze uğruyordum...”, “Bakırköy Çocuk Yurdu’nda bir arkadaşımızın makatına sopa soktular...”, “Umut Çocukları Derneği yöneticileri bizim sayemizde zengin oldular...”, “Dernek Başkanı Ferhat Şahin, hepimizi sıraya sokarak, falakadan geçirdi...”, “Polisler bizi ekip arabalarına bindirip döve döve Belgrad Ormanı’na bırakıyorlardı....Devamı oku..

120-Cem Aygün / Ankara

 Cem Aygün-Ankara: Ankara Keçiören İncirli’de 22 yaşındaki Cem Aygün “dur” ihtarına uymadığı iddasıyla polisler tarafından öldürüldü. 1 ay önce cezaevi'nden çıkan gencin ölümüne ilişkin emniyetin aileye verdiği bilgiler ise çelişkilerle dolu. Baba Celal Aygün:"Oğlum Cem Aygün öldürüldükten 8 saat sonra bize haber verildi" dedi 30.08.2012