• https://www.facebook.com/btv5334404579
  • https://twitter.com/BaranTursunVakf
BARAN TURSUN VAKFINA ÜYELİK
BARAN TURSUN VAKFI
Site Haritası
Polis dosyası

122-Merve Erçetin Erzurum



Erzurum Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memuru Ekrem Özdemir yolda kız arkadaşı Merve Erçetin'i Mustafa Gökçe'yle yürürken gördü. Bunun üzerine yanlarına giderek Erçetin'e diz çöktürerek tabancasıyla ensesine ateş ederek genç kızı öldürdü.

121-Hasan Latif Kaplan-İstanbul


121-Hasan Latif Kaplan:20.09.2012 günü İstanbul Bağcılar'da eşine şiddeten gözaltına alınan 35 yaşındaki Hasan Latif Kaplan, götürüldüğü Bağcılar Asayiş böro amirliğinde, avukat görşme odasında asılı bulunudu. Baba Mustafa Kaplan:"Oğlum intihar etmedi, karakolun içinde öldürüldü" dedi 

Sabire Yaman / İstanbul

Erol Postacı /İstanbul

Baran Tursun / İzmir
İ.Halil Çoban / Ş.Urfa

Murat Konuş / İstanbul

Mehmet Uytum / Cizre

Şerzan Kurt / Muğla

Ceylan Önkol / Lice

Serkan Cedik / Bursa

Adnan Karakaş / Adana

Ahmet Sargın / Sakarya

Yahya Mnekşe / Şırnak

Özge Keyikçi / Kütahya

Uğur Kaymaz / K.Tepe

Aydın Erdem / D.Bakır

Enes Ata / D.Bakır

Çağdaş Gemik / Antalya

BARAN TURSUN DOSYASI

MAKALELER



 


  

 

 

 

115.Özgür Taşar-Yüksekova


Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde düzenlenen cenaze törenine polisin müdahale ettiği esnada kurşunla yaşamını yitirdi. Görgü tanıkları ve Taşar’ın ailesi, Özgür Taşar polis tarafından öldürüldüğünü iddia ettiler,   04.06.2012

113-Çayan Birben Yalova


Yalova'da 28.05.2012 tarihinde  bir kavgayı ayırırken polisin sıktığı biber gazından sonra baygınlık geçirdikten sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kayb etti

112 Er Selman Pınar-Batman


Er Selman Pınar 29.04.2012 günü Batman'da polis tarafından gözaltına alındıktan sonra ölü bulundu

111-Hacı Zengin İstanbul


Polis cinayeti no: 111, kurban: Hacı Zengin, Yer:İstanbul ///// İstanbul’da, polisin attığı biber gazı kapsüllerinin kafasına isabet etmesi sonucu kaldırıldığı Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

110-Kamile Özbek- Adana


Adana'da, 14 Eylül 2011'de Kamile Özbek'in, evinden ayrıldıktan sonra bir daha dönmediğini ve kendisinden haber alamadıklarını söyleyen kızı, polise başvurdu.

Yapılan araştırmada Kamile Özbek’i öldürenin Fatih Yurdakonar adında görevli polis memuru olduğu ortaya çıktı. Kadının evinin tapusunu üstüne geçiren, bankadaki paralarını da alan 19 yıllık polis Fatih Yurdakonar tutuklandı

109 Ayşe Al D.Bakır


15 Şubat günü merkez Bağlar İlçesi E Tipi Cezaevi üst köşesinde polis panzerinden sıkılan tazyikli su ile yere düşüp başını kaldırıma çarpan ve beyin kanaması geçiren 75 yaşındaki Ayşe Al, yaşamını yitirdi. 15 Şubat'tan bu yana Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tedavi gören Al'ın sabah saatlerinde yaşamını yitirdiği öğrenildi.

108.Mahir Zorbey Aydın


Mahir Zorbey, 04.03.2012 günü, Aydın'da polis tarafından öldürüldü. Cinayete tepki gösteren Zorbey'in dedesi İbrahim Demirkaya, "Torunum, bilerek kasıtlı olarak vurulmuştur. Eğer polis düştüğünde tabanca ateşlenmişse, kurşun yere yakın seyrederdi. Nasıl olur da, kurşun 1 metre 75 santimetre sekip başına isabet eder. Hukuki mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.    Devamı oku..

107-Perihan Aktaş Manisa


Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde oturan 53 yaşındaki Perihan Aktaş, evinin önünde polis tarafından öldürüldü. Aktaşı öldüren polis teslim oldu 

105-Ali Sapan ANKARA

ANKARA / 10.11.2011: Altındağ’da görevli polis memuru Veli Akpan, önce evinde eşi Yasemin Akman'ı ve kayınvalidesi Hacer Ağlayan'ı, daha sonra görev yaptığı birimdeki amiri Ali Sapan'ı tabancayla vurdu. Polis memurunun eşi ve amiri hayatını kaybederken, kayınvalidesi yaralı olarak hastaneye kaldırıldı

104-Yasemin Akpan ANK.

ANKARA / 10.11.2011: Altındağ’da görevli polis memuru Veli Akpan, önce evinde eşi Yasemin Akpan'ı ve kayınvalidesi Hacer Ağlayan'ı, daha sonra görev yaptığı birimdeki amiri Ali Sapan'ı tabancayla vurdu. Polis memurunun eşi ve amiri hayatını kaybederken, kayınvalidesi yaralı olarak hastaneye kaldırıldı

103-Yeşim Çelik -İstanbul


Yeşim Çelik: Polisin 103. Kurbanı. KÜTAHYA Dumlupınar Üniversitesi öğrencisi Yeşim Çelik (23) 20 Şubat 2011’de yeni tanıştığı İstanbul Bağcılar’da görevli polis Salih Kaya tarafından vurularak öldürüldü. Polise göre Yeşim intihar etmişti, ama yapılan incelemede polis tarafından öldürüldüğü kesinleşti

90-Çağdaş Gemik Dosyası


17 yaşında ki Çağdaş Gemik, Antalya’da bir arkadaşıyla bisikletiyle gezerlerken, gündüz vakti polisin dur ihtrına uymaığı gerekçesiyle açılan ateş sonucu hayatını kaybetti. 
94-Tuba Korkmaz / Tunceli


TUBA KORKMAZ TUNCELİ’de polis memuru nişanlısının tabancasıyla intihar ettiği söylenen üniversite öğrencisi 21 yaşındaki Tuğba Korkmaz’ın yapılan otopsisinde intihar etmediği ve cinayete kurban gittiği yönünde deliller elde edildi.  

 

86-Şerzan Kurt Dosyası


Şerzan Kurt: Muğla’da bir polis tarafından öldürülen Şerzan Kurt’un davası, Muğla’dan Eskişehir’e alındı. Uluslararası Baran Tursun vakfı, Şerzan Kurt davasını ‘Hedef dava’ seçti  . Video izle…
92-Volkan Polat / İstanbul


VOLKAN POLAT: 6 Nisan 2006 günü Polat, arabası ile gitmekteyken, Sivil araçla Polat’ı kovalayan polisler arkadan ateş ederek aracın lastiklerini patlatmış, ardından yanına geldikleri Polat’ı göğsünden vurarak öldürmüşlerdi.
95-H.İbrahim Oruç D.bakır


Halil İbrahim Oruç: polisin silahından çıkan kurşunla ölen; silahın polis, failinin ise belirlenemeyen  polisin sorumlu olduğu 95. Ölüm olayıdır.  Halil İbrahim Oruç, polisin silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti. 
98.Metin Lokumcu / Hopa


Metin Lokumcu: Bu olay PVSK’dan sonra ki polisin sorumlu olduğu 98. Ölüm alayıdır. Metin Lokumcu polislerin vurduğu sert darbeler sonucu hayatını kaybettiği söylendi. Devamı oku..

97-Enver Turan / Hakkari


Enver Turan:15 yaşında ki Enver Turan kolluğun orantısız güç kullanması sonucu hayatını kaybetti.  23 Şubat 2010'da Hakkâri’de çıkan olaylarda, bir uzman çavuşun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Enver Turan’ın (15)  davası Hakkari’den Yozgat’a alındı.  
100.M.Şirin Çiftçi D.Bakır


 M.Şirin Çiftçi: 2007 yılı PVSK’dan sonra failin polis olduğu 100. Ölüm olayı; Diyarbakır'ın merkez Sur İlçesi Cemal Yılmaz Mahallesi'nde, polisler, Mehmet Şirin Çiftçi (20) adlı yurttaşı kapısının önünde ateş ederek öldürdü. Dosya oku..

 

99.Doğan Teyboğa Silopi


Doğan Teyboğa: 2007  yılında yürürlüğe giren PVSK’dan sonra polisin sorumlu olduğu 99. Ölüm olayı; Şırnak’ın Silopi İlçesi'ndeki gösteriye müdahale eden polisin kullandığı gaz bombası Doğan Teyboğa'nın ölümüne neden oldu. Devamı oku..

 

96-Kazım Şeker D.Bakır


KAZIM ŞEKER: Bismil'de polis kurşunu ile öldürülen lise öğrencisi Halil İbrahim Oruç'un katillerinin bulunması talebiyle bir yürüyüş yapıldı. Polis yapılan yürüyüşe orantısız güç kullanarak saldırıya başladı.  Atılan gaz bombalarından etkilenen Kazım Şeker (60) isimli yurttaş yaşamını yitirdi.

 

91-Çiğdem Şahin / İzmir

 


ÇİĞDEM ŞAHİN: Gaziantep'ten İzmir'e geldi ve İzmir'de çevik Kuvvet'te görevli polis Anıl .K.G. ile görüştü, daha sonra görüştüğü polisin silahıyla şakağından vurulmuş halde bulundu. 

89-Özge Keyikçi / Kütahya


ÖZGE KEYİKÇİ: 17 Ekim 2009 günü,  Kütahya'nın Çavdarhisar ilçesinde bir köy düğününde polis memurunun tabancasının ateş alması sonucu Özge Keyikçi hayatını kaybetti. 

88-Sabir Yaman / İstanbul


SABİRE YAMAN: 27.07.2010 Günü, Bakırköy İstanbul Caddesi’ndeki Tacirler Menkul Değerler A.Ş.’yi silahıyla basan E.polis memuru Vedat Gemalmaz, zarar ettiğini öne sürerek sorumlu tuttuğu şube müdürü 49 yaşındaki Erol Postacı ve 29 yaşındaki Sebire Yaman’a kurşun yağdırdı.

87-Erol Postacı / İstanbul


Erol Postacı, 27.07.2010 Günü, Bakırköy İstanbul Caddesi’ndeki Tacirler Menkul Değerler A.Ş.’yi önceki gün silahıyla basan E. polis memuru Vedat Gemalmaz, zarar ettiğini öne sürerek sorumlu tuttuğu şube müdürü 49 yaşındaki Erol Postacı ve 29 yaşındaki Sebire Yaman’a kurşun yağdırdı.

85-Hüseyin Turgut Yalova


HÜSEYİN TURGUT: Yalova’da Fatih Caddesi’nde park yeri nedeniyle çıkan tartışmada Hüseyin Turgut, polis memuru Gökmen Erkmen'in silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti.  

 

84-Mustafa Uslu Tokat-Turhal

 


MUSTAFA USLU: Alkollü olduğu ileri sürülen Mustafa Uslu, Turhal’da otomobiliyle giderken trafik kontrolü yapan polisler ‘Dur’ ihtarında bulundu. ‘Dur’ ihtarına uymadığı belirtilen Uslu polisin arkadan açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti.

 

83-Er.Cemal Yalın Antalya


CEMAL YALIN: 5 Ağustos 2010 günü, PKK'nın şehit ettiği bildirilen askerin, polis kurşunuyla vurulduğu ortaya çıktı. Antalya'lı Er Cemal Yalın, polis merkezine doğru yürüken polisler tarafından öldürüldü.  

81-Fatih Cem İnci /İstanbul


FATİH CEM İNCİ: Bahçelievler'de bir arkadaşıyla birlikte yürüyen 23 yaşındaki Fatih Cem İnci kaldırımda çarptığı kutu nedeniyle üzeri kirlenince, "Böyle pisliklerle hep ben mi karşılaşırım" diye söylendi. Bu sözlerin kendisine söylendiğini sanan polis memuru Mustafa Atasoy (27) silahını çıkratıp, Fatih Cem İnci'yi kurşun yağmuruna tutarak öldürdü.

82-Gökhan Ergün Bursa-Nilüfer


Gökhan Ergün: Bursa'nın Nilüfer ilçesinde Cengiz Koç`a ait bir apartman dairesine, yangın merdiveninden giren 2 kişiye polis uyarı ateşi açtı. açılan ateşle Gökhan Ergün(24) hayatını kaybetti.

 

79-Feyzullah Ete İstanbul

FEYZULLAH ETE
: 22.Kasım.2007 tarihinde, Avcılar'da bir parkta otururken polis memuru Ali Mutlu tarafından göğsüne bir tekme vuruldu, göğsüne aldığı bu tekme sonucu hayatını kaybetti.
78- Alaettin Karadağ İstanbul


ALAETTİN KARADAĞ :Dur ihtarına uymadığı için on kurşunla öldürüldü. Kardeşi Abdullah Karadağ:"Dur ihtarı Sonucu Ölüm on kurşunla nasıl olur, cinayeti meşrulaştırmak için bunu uydurdular" dedi. 

80-İbrahim Özkaymaz Gaziantep


İBRAHİM ÖZKAYMAK: 28.08.2009 günü polis memurunun "uyarı ateşi" ateşi sonucu göğsüne isabet eden mermi sonucu hayatnı kaybetti. İbrahim Özkaymak, 2007 yılında yürülüğe giren PVSK'dan sonra polisn sorumlu olduğu 80. ölüm olayıdır.



KORKUNUN HUKUKU / YENİ PVSK

Av.Münip ERMİŞ                                                                                           munipermis@hotmail.com


  KORKUNUN HUKUKU / YENİ PVSK //  Ulus’taki bombalama eyleminin hemen ardından gündeme gelen ve apar topar Meclisten geçirilen yeni PVSK, 2006 yılında başlayan baskı ortamına yeni bir hukuksal zemin yaratmıştır. Son yasalarla birlikte polisin yetkilerinin budandığı, bu nedenle “terör ve suçluluğun arttığı” gibi söylemler yaygınlaşırken, aslında amaç sadece güvenlik konusunda toplumsal duyarlılığın artırılması değil, artan suçlulukta tüm faturayı özgürlüklere çıkaran bir toplumsal algılamayı öne çıkarmaktı. Biz biliyoruz ki; polisin yetkileri ile suçluluk arasında istatistiksel bir ilişki bu güne kadar kurulamadığı gibi suçluluğun hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasından doğduğuna ilişkin hiçbir bilimsel veri de yoktur.  Buna rağmen, çıkan her olay, işlenen her suç sonrasında bu ülkede  akla önce özgürlüklerin kısıtlanması gelir.  Suçluluğu özgürlüklerde aramak bir akıl tutulmasıdır. Bomba bahane edilerek  çıkartılan PVSK ,   bu ruh halinin  hukuk alanına yansımasıdır.  Bunun adına “korkunun hukuku” diyoruz.  Temmuz -2006’da yapılan Terörle Mücadele Kanunu değişiklikleri, özgürlüklerin üzerine şal örtmüştü. Bu yasa ise özgürlüklerin boğazını sıkmaya aday gibi durmaktadır. Özgürlükler bu yasayla ciddi anlamda tehdit altındadır.   Getirilen değişiklerle, başta yaşama hakkı olmak üzere,  kişi güvenliği ve özgürlüğü, özel yaşamın dokunulmazlığı gibi temel haklar tümden polisin iradesine terk edilirken,      yakalama, arama, elkoyma ve fiziki kimliğin tespiti gibi uygulamalar  üzerinde yargısal denetim neredeyse kaldırılmış, “Önleme hukuku “ adı altında getirilen bu yeni sistemde polis demokratik bir sistemde asla kabul edilemeyecek olağanüstü yetkilerle donatılmıştır. 
 DURDURMA VE ARAMA KONUSUNDA VERİLEN YETKİLER TÜMDEN KEYFİLİĞE AÇIKTIR. 
1-  Yeni yasaya göre,  Polisin kişileri ve araçları; bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,  suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,  hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek, kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek,  amacıyla durdurabileceği öngörülmüş, bu yetkinin kullanılmasında ise  polisin tecrübesi ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebep gibi tümden sübjektif kıstaslar getirilmiştir. Aynı şekilde durdurma süresi konusunda dakika saat, gün gibi belli bir zaman dilimi getirilmemiş “ durdurma sebebine esas teşkil eden işlemin gerçekleştirilmesi”  gibi   soyut bir kavram getirilmiştir.   Oysa , böyle bir yetkinin kapsamı, asıl olarak suçluların veya arananların yakalanması ile sınırlı olmalıdır. “ Suç veya kabahatin önlenmesi “ gibi soyut bir gerekçe, polise hemen hemen herkesi durdurma ve kontrol altına alma gücü vermektedir.” SUÇ “ bir şekliyle anlaşılabilir bir neden sayılabilir. Ancak “Kabahati önleme”  gerekçesi ile insanların durdurulması ve saatlerce tutulması  anlaşılabilir bir şey değildir. Artık bu yasadan sonra , “Rahatsız etme, gürültü yapma, kamu alanlarında tütün mamulleri tüketme”  gibi  bir  fiili işlemeseniz bile bu türden kabahatleri işleme ihtimaliniz  gerekçesi ile  saatlerce tutulmanız mümkün olacaktır. Belki uç bir örnek sayılabilir. Bir paket sigarayla kamu binası içerisine girmek, “kamu alanında tütün mamulü tüketme” kabahatini işleme iradesinin kanıtı sayılabilir ve polis tarafından durdurulma  gerekçesi yapılabilir.  Diğer bir anlamda, bu hüküm polise açıkça sosyal yaşamdaki herkesin özgürlüğünü ortadan kaldırma yetkisi verilmektedir. 
2- “Kimliğin bilinmemesi”  bir tutuklama nedeni olarak,  Kabahatler Kanununun 40.maddesinde  düzenlenmiş, bu düzenlemede; yakalanan kişinin kimliğini bildirmekten kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla kimliği belirlenemeyen kişinin tutularak durumdan derhal Cumhuriyet savcısına  haberdar edileceği, bu kişinin , kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınacağı ve gerekirse tutuklanacağı ve gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Kabahatler kanununda bulunmasına rağmen, aynı hüküm  yeni yasayla PVSK ‘da tekrar edilmiştir. Aynı hükmün iki ayrı yasaya alınmasındaki hukuki maksadı anlamak mümkün değildir.   Ancak her iki yasadaki bu hüküm Ceza Muhakemesindeki bir koruma tedbiri olarak sayılan “tutuklama” kurumunun özüne aykırı olduğu gibi Anayasa 19.md.’hükmüne de  aykırıdır. Anayasa’nın 19/4. maddesi ancak “suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde “ tutuklama kararının verilebileceğini belirtmektedir. CMK-100.’de bu düzenlemeye uygun olarak ancak kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde tutuklama yapılabileceğini söylemektedir. Başka bir ifade ile ortada “SUÇ” olmadan kimse tutuklanamaz.  Kimlik bildirmeme Kabahatler kanunu 40.maddede düzenlenen kabahat nevinden bir fiildir.. Kabahat nevinden bir fiilden dolayı yapılacak bir tutuklamada açıkça Anayasa 19.md.ye aykırı olacaktır. Aynı şekilde birbirinin aynı olan PVSK ve Kabahatler Kanunundaki bu hükümler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5/1-c  maddesine de   aykırıdır. Çünkü sözleşmeye  göre  “Suç işlediği hakkında geçerli bir şüphe yoksa veya suç işlemesine yada suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla “  tutuklama olabilir.   “Kimliğin tespit edilmemesi hali” gerekçe yapılarak özgürlük belirsiz süreli bir şekilde kısıtlanmaz.  Hele nüfusa dahi kayıtlı olmayan yani kimliksiz on binlerce kişinin yaşadığı bir ülkede, kimliği yok diye insanların cezaevine gönderilmesi, insan hakları açısından asla kabul edilemez.

    YENİ PVSK İLE HERKES PARMAK İZİ VERMEK ZORUNDA KALACAKTIR. Ceza Muhakemesi Kanununun 81. maddesi,  Soruşturma veya kovuşturma  konusu ,üst sınırı iki yıl veya daha fazla hapis ce­zasını gerektiren bir suçta ,şüpheli veya sanığın, kimliğinin teşhisi için gerekli olması  halinde parmak ve avuç izinin Cumhuriyet Savcısının emriyle alınabileceği düzenlemesini içermektedir. Yine bu düzenlemeye göre, Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleş­mesi hâllerinde söz konusu kayıtlar Cumhuriyet savcısının huzurunda derhâl yok edilecek ve   bu husus tutanağa geçirilecektir. Yeni PVSK ise  başta “gönüllü” olmak üzere her çeşit silah ruhsatı, sürücü belgesi, pasaport veya pasaport yerine geçen belge almak için başvuruda bulunanlar olmak üzere, hangi suçtan olursa olsun gözaltına alınan herkesten parmak izinin alınacağını hüküm altına almıştır. Bu kayıtlar 80 yıl boyunca sistemde tutulacaktır.  Bunun anlamı, toplumda yaşayan herkesin parmak izi verilerinin toplanmasıdır. Getirilen bu hükümle CMK 81.maddesi fiilen yürürlükten kalkmış olmakta, tüm toplumun fişlenmesinin yolunu aşılmaktadır. Demokratik bir toplumda , devletin  herkesten kişisel veri alması ve bunları ileride lazım olabilir diye bir havuzda toplaması asla kabul edilemez. Toplanan kişisel verilerin kullanılmasında da mutlaka yargı kontrolü gerekir.   Çünkü, fotoğraf ve parmak izi  kişisel  veri niteliğindedir ve kişinin özel alanını oluşturur. Bu türden verilerin hiçbir suç kovuşturması olmaksızın, idarece saklanması özel yaşamın gizliliği ile bağdaşmayacaktır.
   
 “Güvenlik “ günümüzde kutsanan bir kavram haline dönüşmüştür. Anayasa 1995-2001 değişikliği ile özgürlük/ güvenlik ayrımında  önemli adım atılmıştır.   Bir yandan Anayasa’nın “kişi hürriyeti ve güvenliği” ve “özel hayatın gizliliği ve korunması”na ilişkin maddeleri (19-22), öte yandan toplu özgürlüklere ilişkin maddeleri (33-34) değiştirildi, yeniden yazıldı. Bu çerçevede, idarî birimlerin yetkileri, yargı organlarına doğru kaydırıldı. Bir adım daha atılarak m. 13’ten sınırlama nedenleri ayıklandı, bunların yerine güvence ölçütleri kondu: hakkın özü ve ölçülülük. Bu iki ölçüt, en başta kolluk yetkilerinin sınırını oluşturur. [1] Ancak bu yasayla 1995 ve 2001 değişiklikleri adeta yok sayılmıştır. 
Yargı organına ait bir yetkinin idareye verilmesinin somut bir örneği bu düzenlemedir. Diğer taraftan, bu verilerin kullanılmasında yargısal bir denetim olmaksızın Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulacak bir sistemde saklanması da doğru değildir. 
 PVSK SUÇ İŞLEMEYİ TEŞVİK ETMEKTEDİR. PVSK’ nın  zor ve silah kullanma başlığı altında getirdiği düzenleme,  şiddeti adeta meşrulaştırma amacıyla kaleme alınmış gibidir.   Buradaki ifadeye  göre;  polis kendisine direnene karşı önce bedeni kuvvet uygulayacaktır. “Merak eden olabilir”  diye de  “ Bedeni kuvvet ;  polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan kullandığı beden gücü” olarak tarif edilmiş.   Bunun ölçüsü, standardı nedir sorusunun yanıtı tahmin edileceği gibi yasada yoktur . Ancak bu tanımdan eylemcinin vücut bütünlüğünün,   polisin yeteneğine, gücüne ve aldığı dövüş sanatları eğitiminin seviyesine emanet edildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Eylemci buna rağmen direnmeye devam ederse”  maddi güc” devreye girecektir. Maddi güç “kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçları” olarak tanımlanmaktadır. Aslında polise ait “zor kullanma yetkisinin”  bu kadar ayrıntılı bir şekilde yasada tanımlanması normatif anlamda gerekli değildir ve polisin zor kullanma yetkisinin sınırlarının ne olabileceği , Polis Kolejinde ve Akademisindeki polis eğitiminin bir parçası olarak ders konusu olması gerekir.  Kaldı ki;  “Aşırı ve orantısız şiddetin” ölçüsünün ne olduğu veya ne olabileceğinin mevzuat hükümleri ile tespiti yargıyı zaten bağlamayacaktır. Çünkü kolluk bir şahsa karşı aşırı ve orantısız şiddet uygulamışsa PVSK’ da ne yazarsa yazsın, TCK hükümlerine göre bu fiil suç oluşturmuşsa yargılama konusu olacaktır.  Yargılamayı yapan hakimde “şiddetin ölçüsü konusunda”  PVSK hükümlerine değil “doktor raporlarına “ bakacak,  her olayın oluş şekline ve toplanan delillere göre de karar verecektir. O zaman ceza sorumluluğu açısından hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan bu düzenlemenin yasa hükmü haline getirilmesindeki amaç nedir ? sorusu  burada önemlidir.    Politik olarak bunun bir tek amacı olabilir.  Oda, şiddet kullanma konusunda polisin çekinmemesi için ona cesaret vermektir. Düzenlemedeki vahamet noktası budur..Bunun adı suç işlemeyi teşvik etmektir.  Şiddeti yasa hükümleri tarif etmeye kalkışmak,  şiddeti meşrulaştırmak anlamına gelir. Bu yasa Polisi insan haklarını ve hukuku koruyan bir kamu görevlisi olarak değil,   bir şiddet aygıtı olarak konumlandırmaktadır. 
ANAYASA MAHKEMESİ KARARINA RAĞMEN KOLLUĞUN SİLAH KULLANMA YETKİSİ GENİŞLETİLMİŞTİR.. 
Bu yasadaki bir diğer önemli hüküm, 2006/temmuzda Terörle Mücadele Kanununda yapılan değişiklikle  polise TMK kapsamındaki suçlarda verilen ateşli silah kullanma konusundaki  genişleyen yetkisinin bu yasaya da aynen alınmasıdır.[2] İnsan hakları literatüründe “yargısız infaz (summary execution)” , tümüyle hukuk dışı ve insan halklarına aykırı olarak  insan yaşamının yargı kararı olmadan güvenlik güçlerince  denetimsiz, hatta keyfi biçimde son verme uygulamasına verilen isimdir.  Türkiye 1990’lı yıllarda, polisin ev baskınları ile yaptığı operasyonlar sonucu bu kavramla tanışmıştır.
Ve bu operasyonlarda meydana gelen ölümlerin çoğundan Türkiye AHİM önünde mahkum olmuştur.  
 AİHS. 2. maddesi “yaşama hakkını düzenlemektedir.  Maddenin II. fıkrasında istisnalar düzenlenmiştir. “II. fıkrada yer alan bir anlamda hukuka uygunluk hallerinden devletlerin yararlanabilmeleri için şiddet ve fiili kuvvete başvurunun ‘mutlak zorunlu’ olması gerekir [3](). Ayrıca burada tarif edilen istisnalar , bir kişiyi kasten öldürmeye izin veren koşulları tanımlamamakta, “başvurulan kuvvetin “ istenmeyen bir sonuç olarak ölüme neden olması durumlarını ele almaktadır. Ancak başvurulan kuvvet , a,b yada c bentlerinde anılan amaçlardan birine ulaşmak için “kesin zorunluluk”  halleriyle sınırlı kalmalıdır. Aynı zamanda alınan önlem ile ulaşılmak istenen sonuç arasında ‘tam bir orantı’ bulunması gerekir. Bu orantı koşulu aranırken, güdülen amacın niteliği, somut durumun insan hayatı ve beden bütünlüğü için oluşturduğu tehlike ve kuvvet kullanımından doğan ölüm riskinin derecesi gözönünde tutulacak; diğer bir deyimle başvurulan önlem somut durumun gerektirdiği yoğunluğu aşmayacaktır[4]  Anayasa Mahkemesi ,  29.8.1996 tarihinde  TMK’da yapılan değişiklikle …
operasyonlarda teslim ol emrine itaat edilmeyerek silah kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde kolluk kuvveti görevlileri, failleri etkisiz kılmak amacıyla doğruca ve duraksamadan hedefe karşı ateşli silah kullanmaya yetkilidirler. …şeklindeki  düzenlemeyi   1996/68 es 1999/1 k.sayılı kararında iptal ederken “Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, “herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir”. Son fıkrasında da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesine koşut olarak “mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ile meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri birinci fıkra hükmü dışındadır” denilmektedir.
Bu maddeyle güvence altına alınan yaşama hakkını korumak için devlet her türlü önlemi almak yükümlülüğündedir. Yasa ile ancak zorunlu durumlarda silah kullanma yetkisi verilebilir. Silah kullanmaya yetki verilebilmesi için son fıkrada sayılan durumlarda yetkililerin silah kullanma dışında başka olanaklarının bulunmaması gerekir. Kuralda faillerin sadece “silah” kullanmaya teşebbüslerinden söz edilirken kolluk kuvveti görevlilerinin hedefe karşı “ateşli silah” kullanmalarından söz edilmiş; böylece faillerin kullanmaya teşebbüs ettikleri silahın ateşli silah olup olmadığına bakılmaksızın ve başka türlü etkisiz hale getirilmeleri olanağı gözetilmeksizin küçük bir müdahale ile önlenebilecek olaylarda dahi görevlilere ateşli silahlar kullanma yetkisi verilmiştir. Buna göre, dava konusu kuraldaki teslim ol emrine uyulmaması ve silâh kullanmaya teşebbüs edilmesi, görevlilerin her zaman doğruca ve duraksamadan hedefe karşı ateşli silâh kullanmalarını zorunlu kılacak nitelikte bir durum değildir.
Kimi olaylarda faillerin, can güvenliğini daha az tehlikeye sokan yöntemlerle de etkisiz hale getirilmeleri olanaklı olabilir. Olayların özelliğine göre, bu yöntemlere başvurulmaksızın doğruca ve duraksamadan hedefe karşı “ateşli silâh” kullanılması yaşama hakkının zedelenmesi sonucunu doğurur. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 17. maddesine aykırıdır. ” gerekçesi ile iptal edilmişti. 
Anayasa Mahkemesi kararında açıkça belirtmiştir. Devlet yaşama hakkını koruma için her türlü önlemi almak yükümlülüğündedir. Silah kullanma ancak zorunlu durumlarda söz konusu olmalıdır. Zorunlu durumdan anlaşılanda, “failin  silahlı olması ,  failn i  silah dışında başkaca bir yollan etkisiz hale getirme olanağının kalmaması”  gibi hallerdir. Oysa getirilen,  yeni hükümle, kaçan şahsa - işlenen suçun niteliği dahi önem taşımaksızın – polis doğrudan ateş etmeye yetkili kılınmıştır.   Yakalanacak şahsın can güvenliğini daha az tehlikeye düşürecek önlemlerin kullanılması gibi kıstaslar yasada yoktur. 
Düzenleme kutsal olan yaşama hakkını koruyan ve esas alan değil, “yakalayamadığın takdirde öldür”  mantığını yansıtan bir noktada durmaktadır.
 SONUÇ; Son üç aydır bu ülkede bir akıl tutulması yaşanmaktadır.  “Türkiye’nin iç ve düşmanlarının büyük bir saldırıya  geçtiği,”   “Cumhuriyetin bu güne kadar görülmedik bir şekilde büyük bir tehdit ve tehlike altında olduğu”  gibi  söylemlerle  tüm toplum büyük bir korku içerisine sokulmuştur.   Aslında yaratılan bu ruh hali yeni değildir.  12 Eylülün getirdiği ” anayasal düzen “tamda budur. Bu anayasal düzende sadece korkunun hukuku vardır.    Korku hukuka dönüşmüşse,  artık “akıl” yoktur. Aklın olmadığı yerde de muhakeme yeteneği olamaz... Çünkü birincisinde sonuca içgüdüsel refleksle gidilir, ikincisinde ise farklı olgular ve zıtlar arasında akıl yürütme ile sonucu gidilir.  Yani akıl yoksa orada özgürlük mola dahi vermez.  Orada sadece baskı vardır, şiddet vardır, linç kültürü vardır.   ” Toplumun kendini koruma güdüsü”  her türlü meşruiyete açılan bir pencere olduğunda öğrencilerin linç edilmesi de, Malatya’da Hıristiyanların kesilmesi de, Yozgat’ta “fuhuş yaptıkları” gerekçesi ile insanların evlerinin yakılması da yadırganmaz. İnsan haklarını savunanlara karşı, ordudan milli refleks talebinin geldiği bir ülkede, temel hak ve özgürlükleri savunmak bu anlamda cesaret ister. 
 Özgürlükler yok edilirken, toplumdan her hangi bir tepki gelmemesi de , cılızda olsa “ne oluyoruz”  diyenlerin  destek bulmak bir tarafa,   ciddi bir tepkiyle karşılaşması da  bu nedenledir.   



[1] Prof.Dr.İbrahim Kabaoğlu-Evrensel gazetesindeki   7.6.2007 tarihli röportajı.
[2] Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde “dur” çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı sihla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kı­lacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir
[3] Komisyon Kararı Farrell/İngiltere, 11.12.1982, no.9013/80, DR 30, s.96
[4] Komisyon Kararı, Steward/İngiltere, 10.7.1984, no.10044/82, DR 39, s.162).” (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Feyyaz Gölcüklü-A. Şeref Gözübüyük, Ankara 1994, s. 166

Case of Baran Tursun
AİHM Kararları
Baran Tursun vakfına ÜYELİK
Tuncay Cüzdan'ın babası-ANTAKYA Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Tuncay Cüzdan-Antakya

A.Rahman sözen'in annesi-İZMİR Uluslararası Baran Tursun Vakfında

A.Rahman Sözen-İzmir

Selami Atalay, ömürboyu felçli- İZMİR - Uluslararsı Baran Tursun Vakfında

Enes Ata'nın babası DİYARBAKIR - Uluslararası Baran Tursun Vakfında

3.Yılında Baran Tursun'u anarken

Ahmet Çakır'ın ağbisi-İZMİR Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Ahmet Çakır-İzmir

Mehmet Tursun Halk tv'de

Mehmet Tursun-Baransav

Aydın Erdem'in ağbisi - DİYARBAKIR Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Aytekin Arnavutoğlu -İSTANBUL- Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Aytekin Arnavutoğlu-İst

Çağdaş Gemik'in babası-Antalya Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Çağdaş Gemik - Antalya

Feyzullah Ete'nin ağbisi-İSTANBUL Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Feyzullah Ete-İstanbul

Soner Cankal'ın babası-ANKARA- Uluslararası Baran Tursun Vakfında

  Soner Cankal-Ankara

Çağdaş Gemik'in kuzeni -ANTALYA Uluslararası Baran Tursun Vakfında

 Çağdaş Gemik Antalya

Yasin Kırbaş'ın babası - İSTANBUL Uluslararası Baran Tursun Vakfında

Yasin Kırbaş-iST

Emrah Gezer'in babası-ANKARA Uluslararası Baran Tursun Vakfıında

Emrah Gezer-Ankara

Didim'de öldürülen Ali Demir'in babası Mehmet Demir, Mehmet Tursun'la görüştü

Baran Tursun V. ECHR

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

Baran Tursun insani yardım vakfı başkanı Mehmet Tursun, Birleşmiş Milletler temsilcileriyle, "Yargısız İnfazları" konuştu

 

Baran Tursun davası AİHM'de

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

UCM ÜYESİDİR

125-Kenan Kapısız Uşak

 24.11.2012 günü Uşak'ta polis memurları ile vatandaşlar arasında çıkan arbedede polisin silahından çıkan kurşunla başından vurularak öldürüldü. 28 yaşındaki Kenan Kapısız 4 çocuk babasıydı. Devamı oku...

Baran Tursun vakfı Logosu


116-Yusuf Yılan - Erzurum


Erzurum'un Karayazı İlçesi'nde oturan ve ayakkabı boyacılığı yapan 9 yaşındaki Yusuf Yılan, Cumhuriyet Caddesi'nde karşıdan karşıya geçerken Akrep tipi polis aracın çarpmıştı. Yılan, kaldırıldığı Erzurum Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaşamını yitirdi. Görgü tanıklarına göre, zırhlı arac, Yusuf Yılan'ın göğsü ve kafasının üzerinden geçtiğini belirti.

Baran Tursun vakfına BAĞIŞ yapınız
114.Kenan Yılmaz İstanbul


Kenan Yılmaz: İstanbul Sultangazi polis merkezinde fenalaştı, ambulansla hastaneye götürüldü ama öldü. Ailesi:"Kenan Yılmaz'ın ölümüne, gözaltında tutulduğu polis merkezinde gördüğü kötü muamele yol açtı" dedi. Bu iddia adliyeye taşındı, aile suç duyurusunda bulundu.

Sosyal paylaşım sitemiz


Baran Tursun vakfına ödül

74-Ahmet Akbaş / İstanbul


Ahmet AKBAŞ: 01.08.2009 günü Esenler polis karakolunda ölü bulundu. Ahmat Akbaş'ın yakını Ergin Akbaş: "Olayın üzerinde uzun zaman geçmesine rağmen savcı olay yerine geç geldi. Doktorlar gelmemiş müdahale etmemişler" iddiasında bulundu.

 

 


 

84-A.Rahman Sözen/İzmir


İzmir Gümüşpala Polis karakolu nezarethanesinde polisin silahıyla vurularak öldürülen A.Rahman Sözen’nin annesi ve ablası Uluslararası Baran Tursun vakfına geldiler.  Karakolun güvenlik kameraları kayıt yapmadığından, olayın oluş şekli polisierin ifadelerine dayandırıldı ve takipsizlik kararı verildi. Dava AİHM'e taşındı Video izle…

85-Er.Osman Aslı /İstanbul


Osman Aslı:  İstanbul Firuzköy polis karakolunda ölü bulunan Er.Osman aslı’nın babası Uluslararası Baran Tursun Vakfına mektup gönderdi. Osman Aslı'nın ayakkabı bağcıklarıyla kendini astığı iddia edildi. Karakolun güvenlik kameraları kayıt yapmadığı için olayın oluş şekli polislerin ifadelerine dayandırıldı. Video izle…

72-Ahmet Laçin / İstanbul


AHMET LAÇİN: Tornacı 23 yaşında ki Ahmet Laçin 12 Ekim  2008 günü Bağcılar’da gözaltına alındı ve Bağcılar polis karakoluna götürüldü. Akrabaları, Ahmetin dövüldüğünü ve kaldırıldığı hastanede öldüğünü idda ettiler.

 


76-Resul İlçin Şırnak-İdil


RESUL İLÇİN: 22/10/2009 günü Şırnak'ın İdil İlçesi'nde polisler tarafından götürüldüğü karakolda yaşamını yitiren 52 yaşındaki Resul İlçin'in yapılan otopsisinde kafasında ve vücudunun çeşitli yerlerinde darp izi olduğu ortaya çıktı.  

 

101-Hamedu Loufa Sayıd /Mersin

 


Hamedu Loufa Sayıd/ MERSİN:2007 yılında yürürlüğe giren PVSK’dan sonra, failin polis olduğu 101. Ölüm olayı. 29.07.2011 tarihinde Mersin'de Yumuk tepe polis karakolunda ölü bulundu. Dosya oku.. 

102-Willem Tyas Antalya

WİLLEM TYAS /1 Ekim 2011 günü Antalya'nın Manavgat ilçesinde çevreye verdiği rahatsızlık nedeniyle şikayet üzerine ifadesi alınmak için polis merkezine getirildikten sonra ölüm olayı meydana geldi. Fenalaştığı iddia edilen 64 yaşındaki İngiliz Willem Tyas hayatını kaybetti.  

93-Özcan Kurtuluş / İzmir


ÖZCAN KURTULUŞ: İzmir Şirinyer polis karakolunda ölü bulundu. Polisin kendisini aradığını söyleyen abla Sitem Duyar da:  "Kardeşim Özcan Kurtuluş'un avukat görüşme odasında kendini astığını söylüyorlar, kardeşimin avukat görüşme odasında ne aradığı konusunda kimse bize açıklamada bulunmuyor"

Baran Tursun vakfından

Karakollarda ki ölümler

77-Serkan Çedik Bursa


SERKAN ÇEDİK: Bursa Emniyet Müdürlüğü’nün Acemler semtindeki nezarethanesinde gözaltında tutulan 25 yaşındaki Serkan Çedik bilinmeyen bir nedenle fenalaşarak öldü. Sekan'ın annesi:"Oğlumu gözaltına aldılar, sapasağlam karakola götürdüler, karakolda ölüsü çıktı" dedi


78-Murat Konuş İstanbul


Murat Konuş:  7 Ocak 2010 tarihinde gözaltına alınan Murat Konuş'un, bir süre sonra rahatsızlanarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca hazırlanan otopsi raporunda Konuş'un “künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması” sonucu öldüğünün bildirildiği anlatılıyor.
Kimsesiz çocuklar

Kimsesiz çocuk:"Polisler bizi döve döve Belgrad Ormanı’na bırakıyorlardı" dedi. Devamla:" Yardıma gelmeselerdi tecavüze uğruyordum...”, “Bakırköy Çocuk Yurdu’nda bir arkadaşımızın makatına sopa soktular...”, “Umut Çocukları Derneği yöneticileri bizim sayemizde zengin oldular...”, “Dernek Başkanı Ferhat Şahin, hepimizi sıraya sokarak, falakadan geçirdi...”, “Polisler bizi ekip arabalarına bindirip döve döve Belgrad Ormanı’na bırakıyorlardı....Devamı oku..

75-Ahmet Cömert Kocaeli-Darıca


Ahmet Cömert:2009 KOCAELİ'nin Darıca İlçesi'nde gözaltına alınan 23 yaşındaki Ahmet Cömert, polis merkezinin nezarethanesinde ölü bulundu. Baba Durmuş Cömert, oğlunun intihar edecek biri olmadığını söyledi.


120-Cem Aygün / Ankara

 Cem Aygün-Ankara: Ankara Keçiören İncirli’de 22 yaşındaki Cem Aygün “dur” ihtarına uymadığı iddasıyla polisler tarafından öldürüldü. 1 ay önce cezaevi'nden çıkan gencin ölümüne ilişkin emniyetin aileye verdiği bilgiler ise çelişkilerle dolu. Baba Celal Aygün:"Oğlum Cem Aygün öldürüldükten 8 saat sonra bize haber verildi" dedi 30.08.2012